YAZ MEKTUBU

Sevgili,

Göl kıyısında çınarın gölgesine oturmuşsun, çarşaf gibi dümdüz suya güneşin şavkı vuruyor.

Dingin devinimsiz bir doğa…Yaprak kıpırdamıyor, çıt çıkmıyor.

-Ne güzel ,diyorsun, bu sükunet ne güzel, sanki her şey durmuş gibi…

Yanılıyorsun!

Çevrende karıncalar cirit atıyor;baş döndürücü bir faaliyet…

Arılar çiçekten çiçeğe, bal peşinde… Suyun altında dünya var, büyük balıklar küçüklerini kovalıyor, kerevitler yosunların arasında oradan oraya gidip, geliyorlar, sazların arasında su yılanları kıvrılıyor, kurbağalar hava karardıktan snra başlayacak bir gecelik aşklarının serenadına hazırlanıyorlar… Senin dingin sandığın ortamda gece günü kemiriyor…

Uzaklarda bir adam gün batımına doğru yüzüyor…

Bir yerlerde bir Çinli çocuk doğuyor ağlayarak…

Bir adam son sözünü söylüyor, söz başkasına geçiyor…

Her şey hareket halinde, her şey değişiyor, kulaklarının algılamadığı titreşimler korkunç bir gürültü oluşturuyor, bulunduğum uzamda Hertz dalgaları cirit atıyor. Dönüyorsun, üstünde bulunduğun koca gezegenle birlikte… Uydusu olduğun güneş, galaksiler dönüyorlar sonsuz ve hareket halindeki uzay boşluğunda, göktaşları, yıldızlar, galaksiler büyük bir hercümerc içinde.

***

Hareketin ortasında değişimin göbeğindesin; varlığın suretinin silinmesine doğru yol alıyor önlenemez biçimde.

Değişim değişmez kural. Değişimin esiriyiz. Değişime kızmak anlamsız, biz değişimin eseri ve ta kendisiyiz. Belirli bir ritim içinde geliştiği anlarda onu tam olarak algılamıyor, durgunluk duygusuna kapılıyoruz.

Bir süre önce, yıllar ötesinden görüp tanıdığım pek zarif , pek güzel aktrist bir hanımın Türkiye’ye döndüğü haberini alınca içimde güller açarak gazeteyi kaptım.

O da ne?

Zarafeti ile güzelliği uyum içindeki genç kadının yerinde yaşlı biri vardı fotoğrafta.

Kendi değişimimi istemeyerek de olsa içime sindirirken anımda kalan güzelliğin görüntüsünün değişmiş olmasına neden şaşırmıştım ki?

Yine mevsimlerden yaz mıydı?

Yaz ömrümüzün dinginlik anı.

Bitmez tükenmez sandığımız yazlarda hangi denizlerde yüzmüştük?

Hangi denizlerde yüzüyoruz şimdi?

Her yaz aynı gençlikle, aynı uyumla bitmez tükenmez biçimde kulaçlamıyor muyuz anı denizlerini?

Anı denizlerinde yüzmek hayal mi?

Yoksa hiç yüzmedik mi, o denizlerde biz?

***

Bu kaçıncı yaz algıladığımız?

Bütün kokular; bütün renkler, bütün sesler, bütün hazlar bütün yazlar birbirlerine eklenerek oluşturmadılar mı, şu an yaşadığımız yazı?

Kedi yanı başında mayışırken, göz kapakların ağırlaşıp, kitabın çimenlerin üstüne kayar, sen de yeni bir rüyaya uyanmaya doğru yol alırken hangi yazı yaşıyorsun?

Daha kaç yaz kaldı önümüzde, daha kaç mevsim var yaşanacak ömrümüzde?

Yakında yaz bitecek ve Kanlıca’nın ihtiyarları bir bir hatırlayacaklar geçmiş sonbaharları.

Ne gam!

Yaz güzü, güz kışı, kış baharı, bahar yeniden yazı getirecek.

Bu ahenk böyle sürüp gidecek.

Ve derken bir tel kopacak ve ahenk ebediyen susacak…

Gölün kıyısında çınarın gölgesinde oturmuşsun, suya güneşin şavkı vuruyor, yaprak kıpırdamıyor, çıt yok , her şey dingin… her yer sessiz.

Ne sükunet!…