İNSANLIK ONURU İÇİN SANAT!

“Biz bu festivalleri insanlık onurumuzu korumak için kurduk!” Bu kadar açık ve net söyledi. Konuşan, İskoç Parlamentosu’nun Kültür ve Dış İşlerinden sorumlu bakanı Fiona Hyslop’tu… Karşısında, dünyanın her yerinden gelmiş kültür sanat yazarları ve gazetecileri vardı. 1947’de İkinci Dünya Savaşı’nın ardından moral çöküntüsünü gidermek, sanata ve sanatçıya yeni alanlar açmak, en önemlisi de “İnsanlık onurunu yeniden anımsamak” için kurulmuştu Uluslararası Edinburgh Tiyatro Festivali… Aynı yıl, resmi programa alınmayan daha küçük, farklı, marjinal grupların “Madem buradayız, oyunumuzu oynamadan Edinburgh’u terk etmeyiz” inadı ve direnişiyle (o zaman biber gazı yoktu! Üstelik burası Türkiye değil İskoçya!) kurulmuştu Edinburgh Fringe Festivali… (İngilizce “Fringe”: Kenardaki, öteki, alternatif, marjinal vb.) 
Bugün yıl boyunca 12 festivali var Edinburgh’un. Bunların beşi (Kitap, Caz, Tiyatro, Fringe, Güzel Sanatlar) ağustos ayında. Kentin yarım milyonluk nüfusu her ağustosta ikiye katlanıyor. Her festivalin bütçesi ayrı ama her birinin ortalama yüzde 50’si devlet ve yerel yönetim tarafından karşılanıyor. (Gel de kıskanma!)

İskoç milliyetçiliği

Etek giyen erkekleri, alışık olmayanın kulaklarını tırmalayan gaydaları, tadına doyulmayan binbir tür İskoç viskileri… Bunlar kadar Darwin, Adam Smith, şair ve yazarları Robert Burns, Walter Scott, Robert L. Stevenson(“Define Adası”) ve Sean Connery ile de gurur duyuyor İskoçlar. Yüzyıllardır bozulmadan korunmuş kentleri… Tıpta ve ekonomide Nobel ödülleri kazandıran üniversiteleri… Yeryüzünün en derin göllerini, en eski dağlarını barındırmakla, insan başına en çok yeşil alanın düşmesiyle övünen bir ülke…
İskoç milliyetçiliğine tanıklık ediyorum her an. Adım başı İngiltere’yle karşılaştırmalar. Kavga ederek değil gülerek üstünlük taslamaları… Bunlar elbet tiyatroya da yansıyor… Önümüzdeki yıl, 18 Eylül 2014’te referandum var: Tek soru: İskoçya bağımsız bir ülke olmalı mı? Evet ya da hayır… (Şimdilik yüzde 60 hayır diyormuş!)
Bütün bunlar her an her yerde tartışılıyor. Ama kavgasız, sataşmasız, küfürsüz ve gerilimsiz! (Gel de kıskanma!)

Her yer tiyatro: 2871 oyun

Gelelim tiyatro festivallerine: Uluslararası festivalin programında (tiyatro-müzik-opera) birbirinden önemli topluluklar ve dünyaca ünlü, çarpıcı prodüksiyonlar var. Bunların birçoğu teknolojik gelişimle sanatların etkileşimi üzerine kurulmuş ve kurgulanmış (önümüzdeki cuma, fotoğraflı köşeye bırakıyorum onları).
Edinburgh Fringe Festivali’nde ise (sıkı durun) tam iki bin sekiz yüz yetmiş bir (sayıyla 2871) oyun var. Toplam temsil sayısı 45 bin 464… Kapalı tiyatro mekân sayısı 273. (Bunlar resmi sayılar!) 
Kentte aklınıza gelebilecek her yer tiyatro alanı. Zaten yarım milyonluk kentte 40 kadar eski ve yeni tiyatro yapısı var. Ama festival dönemi tüm okullar, kamu yapıları, kiliseler, spor salonları birçok kahve, lokanta, bar da tiyatro sahnesine dönüşüyor.
Sokaklar, alanlar günün ve gecenin her anında doğal sahne. Bir köşede Harry Potter ve James Bond, öteki köşede Dracula ve “Cessur Yürek”… 24 saat doludizgin şenlik. Buralılar “Ağustos geçsin, eylülde uyuruz artık” diyor.
Sevgili okurlar, uluslararası basına verilen basın davetiyle başladım yazıya. O gün tüm gazeteciler çevremde pervane oldu. Gezi Direnişi’ni, polis şiddetini, Türkiye’de uygulanan baskı yönetimini sormak ve anlayabilmek için. Dilim döndüğünce tüm sorularını yanıtladım… Şu birkaç gün Türkiye haberlerini izlememeye çalıştım. Ama çok zor.
Ve Sevgili Memet Ali Alabora, inan her oyuna girip çıktığımda, her tartışmaya katıldığımda, senden bir parça bana eşlik etti. 
İnsan onuru için sanat yapan herkese sonsuz sevgi ve saygıyla…