P2’NİN GERÇEK HİKâYESİ

Son dönemde Propaganda Due ya da kısaca P2 locasından sıkça bahsediliyor. Basının bir bölümü Ergenekon İddianamesi’ndeki ifadelerden de ilham alarak Türkiye’de de P2 türü bir örgütlenme olduğunu iddia ediyor. Bir başka deyişle komplo teorisyenlerinin gözde konularından P2 locası ülkemizin siyasal gündemine girmiş durumda.

P2 locasının İtalya’daki kontrgerillayla, yani Gladio ile ilişkisi biliniyor. Loca üyelerinden bankacı Roberto Calvi’nin Londra’da esrarengiz bir biçimde öldürülmesi, locanın hem siyasetle hem de istihbarat örgütleriyle yakın ilişkiler içinde olması kuşkusuz meseleyi daha da ilgi çekici kılıyor. Bütün bu ilişkiler ağı ilk anda komplo teorisyenlerinin “masonlar dünyayı ele geçirmeye çalışıyor” tezini kanıtlıyor gibi görünebilir. Aslında kanıtlamıyor. Durum aşağıda da göstermeye çalışacağımız üzere çok daha farklı.

Propaganda Massonica’dan Propaganda 2‘ye

Propaganda Due locası 1887 yılında, Katolik inancını yaymak üzere Vatikan tarafından örgütlenen Congregatio de Propaganda Fide’ye (İnancın Yayılması Kurulu) karşılık olarak kurulmuştu. Vatikan’ın atağına karşılık masonluk propagandası yapması amaçlanan locanın o dönemdeki ismi Propaganda Massonica idi. İsim değişikliği İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra gerçekleşti. Bu dönemde İtalya’da yeniden kurulan locaların isimlerine numaralar ekleniyordu. Loca, Grande Oriente d’Italia’nın örgütlediği ikinci loca olduğu için Propaganda Due diye anılmaya başlandı.

Locanın yönetimine 1969 yılında Licio Gelli getirildi. P2’nin dönüşümünü daha iyi anlamak için Gelli’den biraz bahsetmek gerekiyor. Gelli Mussolini döneminde Kara Gömleklilere üye olmuş; İspanya İç Savaşı’nda Franco’nun saflarında savaşmak için gönüllü yazılmıştı. Daha sonra Kara Gömleklilerin Nazi Almanyası’yla ve Hermann Göring ile irtibatını sağladı. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ABD’lilerin emrine girdi; bu kez CIA ile birlikte çalışmaya başladı.

Gelli P2’yi örgütlerken alışılmışın dışında bir yola başvurdu; locanın yeni üyelerini iş dünyasının ileri gelenlerinden, bürokratlardan, gazetecilerden, hakimlerden ve istihbaratçılardan seçti. CIA ile yakın ilişkide olan P2 bir süre sonra İtalya’yla yetinmedi; Arjantin, Brezilya ve Uruguay’da da örgütlenmeye başladı.

CIA ve masonlar

Burada biraz duralım. İtalya’da Gladio’nun ortaya çıkışını anlamak için CIA’nın Gelli gibi eski faşistlerle ilişkisinin mahiyetini bilmek gerekmektedir. Gladio, o dönemde CIA’nın yerine faaliyet gösteren OSS görevlisi James Jesus Angleton tarafından kurulmuştu. Eski faşistleri bir araya toplayan Angleton’ın amacı Avrupa’nın en güçlü komünist partilerinden olan İtalyan Komünist Partisi’nin iktidara gelmesine engel olmaktı. Bunun için bombalamadan suikaste kadar bir yığın eylem gerçekleştirdiler.

Gladio’nun “Gerilim Stratejisi“ senaryosuna göre İtalyan adalet sistemine, parlamentoya, orduya ve basına sızılacak; terör eylemleri sonucu İtalyan halkı faşist bir rejimi arzular hale getirilecekti. Nitekim 1980 yılında Bologna Tren İstasyonu’nun bombalanması, kabinesine komünistleri alan Aldo Moro’nun öldürülmesi, komünistlere düzenlenen saldırılar hep bu senaryo çerçevesinde gerçekleştirildi. Gelli de “Gerilim Stratejisi“ni biliyor ve P2’yi buna göre örgütlüyordu. Nitekim locaya 1960’lı yılların sonunda mafya üyeleri ve mafyayla ilintili politikacılar yoğun bir biçimde girmişti. Bu durum ve locanın ayyuka çıkan politik bağlantıları İtalyan masonluğu içerisinde rahatsızlık yarattı. 1974 yılının Aralık ayında P2’nin masonlukla ilişkileri askıya alındı. Bunun üzerine Gelli, Grande Oriente d’Italia’nın büyük üstadını mali yolsuzluklara bulaşmakla suçladı. Büyük bir istihbarat ağına hükmeden Gelli’nin bu türden yolsuzlukları öğrenmesi işten bile değildi. Bunun üzerine büyük üstat geri adım atarak locanın tekrar kurallara uygun bir biçimde kurulmasını önerdi. Gelli ise locanın “uykuya yatırılmasını” istiyordu. Böylelikle büyük locanın denetiminden kurtulacak, uyku döneminde seçim yapılmayacağından loca yönetimini kaybetme riski ortadan kalkacak ve faaliyetlerine gizlice devam edebilecekti. İşin tuhaf tarafı büyük üstadın yolsuzlukları başka büyük locaları da rahatsız etmeye başladığında Gelli daha önce suçladığı ama bir biçimde etkisi altına almayı başardığı bu kişinin tekrar seçilmesi için uğraşacaktı.

Buraya kadar anlatılanlardan P2 ile masonluk arasındaki ilişkinin komplo teorisyenlerinin zannettiği gibi olmadığı ortaya çıkmaktadır. CIA, mafya ve eski faşistler aracılığıyla ele geçirdiği locayı kendi faaliyetleri doğrultusunda kullanıyordu. Buna karşı çıkan herkes öldürülüyor, tehdit ediliyor ya da şantajla susturuluyordu. Kısacası komplo peşinde koşan masonluk değil CIA ve ABD emperyalizmiydi.

Ve skandal patlıyor

P2’nin ortaya çıkma süreci 1974 yılında ABD Borsası’nda yaşanan bir krizle başladı. Bu kriz esnasında P2 üyesi ünlü bankacı Michele Sindona çok büyük miktarda para kaybetti. Bunun üzerine Sindona’ya ait Franklin National Bank’ın mali durumunun çok kötü olduğu ortaya çıktı. Sindona dolandırıcılıkla suçlandı. Soruşturmalar esnasında Sindona’nın bir diğer P2 üyesi Roberto Calvi ve Sicilyalı mafya örgütü Cosa Nostra’yla ilişkileri açığa çıktı. Bu dönemde Cosa Nostra’nın birçok ileri gelen üyesi Sicilya’da masonluğa katılmıştı.

“Tanrı’nın Bankeri” olarak bilinen Calvi, Vatikan’a yakınlığıyla bilinen Banco Ambrosiano’nun genel müdürüydü. Milano’da kurulan bankanın adı Milanolu Kardinal Ambrosius’dan geliyordu. Calvi 1947 yılında bankaya girmiş ve hızla yükselmişti. 1968 yılında İsviçre bankalarıyla ilişkilerin başına getirilmiş; 1974 yılında bankanın genel müdürü olmuştu. Calvi’nin P2 ile 1971 yılında ilişki kurduğu tahmin edilmektedir. Calvi’nin II. Jean Paul’un papalığı sırasında CIA’nın denetiminde başta Polonya’daki Dayanışma Hareketi olmak üzere Doğu Avrupa’daki antikomünist gerici hareketlere düzenli yardım yaptığı iddia ediliyordu.

Calvi, Banco Ambrosiano’ya bağlı 200’e yakın hayalet banka ve şirket kurmuş; bunlar aracılığıyla da loca sayesinde tanıdığı mafya üyelerinin ve uyuşturucu kaçakçılarının paralarını aklamıştı. Bu bankalar arasında en önemlisi Bahamalar’da kurulmuş olan Cisalpina isimli bankaydı. Calvi bu bankayı Kardinal Paul Casimir Marcinkus ile birlikte yönetiyordu. Marcinkus iki papanın korumalığını yapmış, hatta 1970 yılında o zamanki papa VI. Paul’un hayatını kurtarmıştı. Kaslarından dolayı “Goril” diye anılırdı. Marcinkus 1971 ile 1989 yılları arasında Vatikan Bankası olarak bilinen Istituto per le Opere di Religione‘nin (Dini İşler Enstitüsü) başındaydı. Banco Ambrosiano ile ilişkileri bu dönemde kurulmuştu. Bu arada Sindona ve Calvi, tıpkı P2’nin üstadı Gelli gibi Malta Şövalyeleri örgütüne mensuptu.

1981 yılında Calvi’nin gizli olarak milyarlarca lireti yurtdışına kaçırdığı tespit edildi. Artık dikkatler Calvi’nin P2 locası ve Gelli ile ilişkilerinin üzerine toplanmaya başlamıştı. 1981 Martı’nda Gelli’nin Arezzo’daki yazlık evinde yapılan aramalarda 962 kişilik bir isim listesi ele geçti. Polisin Gelli’nin villasına yaptığı baskında ele geçirdiği “Demokratik Yeniden Doğuş Planı” başlıklı bir dokümanda medyanın ele geçirilmesi, ticari organizasyonların bastırılması ve İtalyan anayasasının yeniden yazılması gibi hedefler sıralanmıştı. Yapılan soruşturmalarda P2’nin İtalyan kontrgerilla örgütü Gladio ile birlikte birçok terör eylemini tertiplediği ortaya çıktı. Calvi 1982 yılında yurtdışına kaçtı. Vatikan çok zor durumda kalmıştı. Aynı yıl Calvi Londra’da Blackfriars Köprüsü’nde asılmış olarak bulundu. İngiliz polisi ilk açıklamasında olayın intihar olduğunu söylese de kısa sürede meselenin cinayet olduğu ortaya çıktı. Komplo teorisyenleri Calvi’nin ceplerinde bulunan para ve taşlardan yola çıkarak bunun“ masonlar arasında bir hesaplaşma“ olduğunu öne sürdüler. Oysa aynı gün Calvi’nin masonlukla hiçbir ilgisi olmayan sekreteri Graziella Corrocher de Milano’da bir pencereden atılarak öldürüldü. Skandalın diğer kahramanı Sindona ise bu tarihten dört yıl sonra, yani 1986 yılında hapishanede zehirlenerek öldürüldü. Cinayetlerin, sırlarının ortaya dökülmesini istemeyen mafya ve istihbarat örgütleri tarafından işlendiği çok açıktı.

“Temiz Eller“in uzanamayacağı yer

Marcinkus ve Gelli ise P2 skandalını ucuz atlattılar. Tutuklanmamak için uzun yıllar Vatikan’dan ayrılmayan Marcinkus için ABD’de dava açma girişimleri Beyaz Saray tarafından engellendi. Bu engellemelerin ardında P2’nin Gladio ile ilişkileri ve Sindona’nın Nixon’ın seçim kampanyasına yaptığı yüklü bağışlar vardı. Marcinkus yıllar sonra ABD’ye gidip yerleşecekti.

Gelli ise önce Güney Amerika’ya kaçtı. Daha sonra gizli hesaplarındaki paraları çekmek isterken İsviçre’de yakalandı. Şaibeli bir biçimde kaçmayı başararak tekrar Güney Amerika’ya gitti. Başkan Carter’ın seçim kutlamalarına katıldığı, Arjantinli generaller ve Güney Amerikalı diktatörlerle yakın bağlar kurduğu bilinen Gelli’yi bir daha kimse rahatsız etmedi. 1987 yılında İtalya’ya geri döndü ve mahkemedeki küstah tutumlarına rağmen serbest bırakıldı. Kısacası piyonlar harcanmış; İtalyan devletinin “temiz elleri“ bir türlü ABD ile ilişkileri iyi olanlara dokunamamıştı.