CAN BABA ORMAN

Ağustos sıcağında güneş tam tepede, İzmir’in Seferihisar ilçesinde yüksek nitelikli bir grup insan toplanmışlar benzeri olmayan işe girişiyorlar. Kocaçay Mevkiinde koca yürekli bir adamın vasiyeti için dut ağaçları dikiyorlar!

Hikayenin en başını eski bir Tariş işçisi olan Ömer Atılgan anlatıyor. Yıl 1999’un yazı… Can Yücel hastanede son günlerini yaşıyor. Yanı başından hiç ayrılmayan Ömer’e “bak evlat” diyor:

-Bir orman oluşturun, her ağaca öldürülmüş bir devrimcinin adını verin. Türkiye’nin Devrim Ormanı olsun!

Bu hiç de kolay gerçekleşecek bir proje değil elbette… Bütün bileşenlerin bir araya gelmesi gerekiyordu. Bu yüzden zaman alıyor. Türkiye Devriminin onurlu mazisine sahip çıkmayı kendisine iş edinen Cezmi Ersöz, Hakkari Deniz Gezmiş Köprüsü’nden sonra bu işe girişiyor. Nisan ayında Seferihisar’da Can Yücel sokağında Ömer Atılgan ile oturup konuşurlarken Başkan Tunç Soyer’i arıyorlar. Sadece 5 dakika geçiyor, Seferihisar’ı dünyaya açan Başkan Tunç Soyer, masada yerini alıyor. Can Yücel Devrim Ormanı’nın Seferihisar’a yakışacağına karar veriyorlar. Nisan ile Ağustos arasında teknik düzenleme yapılıyor.

Can Yücel’in doğum gününde (21 Ağustosta) Devrim Fidanları sade bir törenle toprağa dikiliyor.

Törenin en hüzünlü yanı şuydu: Orman düşüncesi konuşulurken hayatta olan Mehmet Ayvalıtaş, Ethem Sarısülük, Abdullah Çömert, Medeni Yıldırım ve Ali İsmail Korkmaz, Can Baba’nın vasiyetine dahil olmuşlar birer dut fidanı olarak Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan ağabeylerinin saflarında yerlerini almışlardı.

Arada 40 yılı aşkın zaman vardı. Hepsini devlet katletmişti. Devlet “gençlerin cehennem ülkesi” konumunu kesintisiz sürdürüyordu. Bu istikrara pes denilirdi ancak!!!

Arada hiç kesinti yoktu. Bu ceberut devlet 1980’de İlhan Erdost’u cemsenin kasasında döverek katletmişti. 1993’te ise Sivas’ta Aydınları yakmıştı. 1996’da Metin Göktepe’yi tıpkı Gezi Parkı’ndaki gibi kaba dayakla öldürmüştü. 2013’te de Eskişehir’in ortasında Ali İsmail’i…

İlhan Erdost’un eşi Gül Erdost, Metin Göktepe’nin ablası Meryem Göktepe, Metin Altıok’un kızı Zeynep Altıok Akatlı, Nesimi Çimen’in oğlu Mazlum Çimen, Onat Kutlar’ın eşi Filit Kutlar, Behçet Aysan’ın kızı Eren Aysan, Turan Dursun’un oğlu Abit Dursun, Yasemin Cebenoyan’ın kardeşi Cüneyt Cebenoyan, Mehmet’in anne-babası Fadime ve Ali Ayvalıtaş, Ali İsmail’in ağabeyi Gürkan Korkmaz, Abdullah’ın ağabeyi Zafer Cömert, Medeni’nin ağabeyi Mehmet Yıldırım, Ethem’in ağabeyi Mustafa Sarısülük acılarını ve dirençleriyle birlikte gelmişlerdi…

İki kızı Zehra ve Canan’ı Armutlu’da yaptıkları ölüm orucunda kaybeden Ahmet Kulaksız da ormana iki fidan dikmek için Seferihisar’daydı.

1977’de Erzurum’da faşistler tarafından öldürülen Doç. Dr. Orhan Yavuz’un kız kardeşi Havva Bayrak elinde ağabeyinin fotoğrafıyla gelmişti.

Denizlerin (THKO’dan) yakın mücadele arkadaşları Tuncay Sümer, Atilla Keskin, yazar Işıl Özgentürk, gazeteci Tayfun Talipoğlu üzerlerinde dikecekleri fidanların tişörtleriyle sıralarını bekliyorlardı.

Seferihisar’da o gün Deniz ile Ethem, Hüseyin ile Ali İsmail, Yusuf ile Abdullah birer dut fidanı olup el ele tutuştular, Türkiye’nin Devrim Ormanı oldular.

Hepsi Can Yücel ve onun can dostları sayesinde hayata geçti.

Hakkari’ye havaalanı, Başkana hapis!

Hakkari devletten büyük bir ödül aldı: Yolcu uçaklarının inip kalktığı bir havaalanına sahip oldu.

Ne güzel değil mi?

Kürtler sevildiğinizi bilin!

Havaalanının açılış haberleri arasında kaynayıp giden tek sütunluk bir başka haber daha vardı gazetelerde:

“Hakkari Belediye Başkanı Fadıl Bedirhanoğlu 15 ay hapse mahkum oldu!”

Kürt başkanın suçu geçen yıl dağda öldürülen bir Kürt gencinin cenazesine katılmak!

PKK gerillasını öldürülmüşsün artık değil mi? Hakkında suç dosyası bulunsa bile davası düşüyor, dosyası kapanıyor.

Ama bu devlet öldürünce bile öfkesini alamıyor. Ölülerin üzerinde zıplamayı seçiyor. Bedirhanoğlu’na verilen cezanın başka anlamı olabilir mi?

Bir Hakkarili için tepelerinde F-16 uçması ile THY Boeing 737 uçması arasında ne fark var?