KEŞKE OLABİLSEYDİ

Liglerin ikinci haftasına da girdik. Geçen yıllarda büyük lig maratonunda sahalarda
olcaklar merak edilirdi, bu yıl aynı zamanda tribünde de ne olacağı konusunda meraktayız.

Bu yıl yetkililer “tribün terörüne, ‘son veriyoruz, diyerek, statlarda sıkı bir kontrol uyulamaya başladılar. Ama hooliganizm aslında bahaneydi, iktidarın korkusu, politikanın statlara sıçraması. Bunu da Tayyip Bey kararlılıkla açıkladı:

-Tribünde siyaset yaptırmayız.

Daha ligin ilk haftasında, stad dışında ve stat içinde saha ile tribünlerde olanları gördükten sonra anlaşıldı ki, Hazret’in esas söylemek istediği şuymuş:

-Tribünde muhalefet yaptırmayız.

Öyle ya, bizzat AKP’nin milletvekili, Mustafa Alkış, Mursi atkısıyla şeref tribnünde arzı endam eder, futbolculardan birinin (Emre Belözoğlu, Fenerbahçe) aynı stadın sahasında gol attıktan sonra herhangi olumsuz bir tepki veya hakem tarafından yaptırımla karşılaşmazsa, üstüne üstlük, statlara sokulmak istenen pankartlardan hükümetin istemedikleri yasaklanırken, Mursi propagandası yapanlara göz yumulursa, bu”tribünde istediğim siyasi gösteri serbest, ama benim istemediğim, bana karşı olan gösteri yasak”anlamına gelir.

Bunun adı da tribüne siyaset sokup, muhalefet sokmamaktır ki, bu da siyasetin hem de en kötü siyasetin alasıdır.

***

Yalnız ülkemizde değil, dünyanın her yerinde futbolun yıllar boyu gerici, baskıcı iktidarların afyonlama aracı olarak kullanılması, eleştiri , afyonlanmışların hali de alay konusu olmuştur.

Aziz Nesin ‘in “ne sağcıyım ne solcu’ futbolcuyum, futbolcu” deyişi bu afyonkeş, biraz da oportünist tipi tiye alır.

Son yıllarda özellikle çArşu’nun önderliğinde başlayan uyanış durumu tersine çevirmiştir.

ÇArşı tiye alınan “futbolcu” dönemini gömmüştür.

Doğrusu, futbolun kitlelerin afyonu haline gelmesine karşı olan bir futbol sever olarak, çArşı’nın öncülüğünü yaptığı politize olmuş taraftara da biraz kaygı ile yaklaştım başlangıçta.

Tribünlere siyasetin bulaşmaması durumnda, futbolun, bir araya gelemeyen, aralarında ortak noktalar oluşturamayan kitleleri başka bir platformda birleştiren bir alt kimlik oluşturmalarını sağlayacak bir etken olabileceğini düşünürdüm.

Tabii insan böyle düşününce ister istemez kendi kendine mırıldanıyor:

-Keşke olabilseydi;keşke tribüne siyaset girmeseydi.

Ama ne yazık ki, bu mümkün olmadı.

Çünkü herkesten önce bizzat iktidarın kendisi, siyaseti futbol alınına taşıyor. Sonra da istemediği pankartlara, sloganlara tepki göstererek, yasak getirerek, yeni reaksiyonlar yaratıyor.

***

Şu nda olmakta olan odur.

AKP statlara siyaseti , hem de tek taraflı siyaseti sokmakta böylelikle futbolun, birleştirici bir başka alt kimlik yaratmasını bir yana, daha da bölücü bir öğe haline gelmesine yol açmaktadır.

Nitekim pazartesi günkü Galatasaray – Gaziantep maçında, Türk Telekom Arena’da güney, doğu ve batı tribününden “ her yer Taksim, her yer direniş sloganı atılırken, kuzey tribününden, ıslıklarlı tepki gelmiştir.

Böylelikle, futbol sahalarında yeni bir bölünmüşlüğün tohumları da atılmıştır.

Bunun onuru, Recep Tayyip Erdoğan’a aittir. Tabii bu bir onursa eğer.

AKP, Türkiye’yi her alanda, her coğrafya’da her konuda bölerken, statlarda bir defa daha bölmektedir.

Tribüne siyaset sokmamaya uğraşmanın bir anlamı kalmadı bu mümkün değil artık.

Hele hele, ülkenin dört bir yanında her alanında, tepki gören bir iktidar varsa, statları bunun dışında tutacağım diye uğraşmak, ne akıllıcadır, ne de gerçekçi.

İktidar statları yeni bir baskı arenasına dönüştürmeyi bırakıp, oradan yükselen sese kulak vermelidir.

Çünkü halkın sesi, Hakkın sesitdir. Statlar ise halkın sesini yansıtır. Ve bir despot statlarda bile protesto ediliyorsa, sona iyice yaklaşmış demektir.