ADI: DİRENİŞ…

“Benim şiirim çılgınlıktır, meleksel çılgınlık!

Tamam mı?

Benim şiirimin, kimin kime ateş etmesi gerektiği konusundaki materyalist önerilerle hiçbir ilgisi yoktur.

Birey, düş gücünün gizleri…

Bir başka deyişle, koşullara sığmayan can,

Böylesi bilinçlikler için satılığa çıkarılmamıştır.

Evren yepyeni bir çiçektir.

Ve Amerika bir gün keşfedilecektir.”

Sahnede iki kişiydiler. Biri kadın. Sözcükleri o fırlatıyordu yüzümüze. Öteki erkek. Piyanosunu kucaklamış, notalar aracılığıyla sözleri sese dönüştürüyordu. İkisi de belli bir yaşın üzerindeydiler. Ağarmış saçlarına karşın yürekleri genç… Onlar Patti Smith ve Philip Glass.

Sahnede, dev ekranda, görüntüsüyle, fotoğraflarıyla, günlükleriyle, kendi gibi öfkeli el yazısıyla bir üçüncü kişi daha vardı. Amerikalı protest şairi Allen Ginsberg (1926-1997).

Üçü yakın dosttular. Ve 60’ların sonundan başlayarak dünya gençliği, savaşlara, haksızlıklara, sömürüye karşı, onların şiirleri, onların şarkıları peşine takılıyordu. Elbet Türkiye gençliği de bundan payını alıyordu.

Uluslararası Edinburgh Festivali’nde 3 bin kişilik dev bir tiyatro salonunda tek boş yer yok. Sadece nostaljik bir takılma değil şimdi, şu anda, burada bu tiyatroda olmak… Aynı zamanda her daim diri tutulan öfkenin, hasretin, özlemin, ideallerin peşinde de bir yolculuğa çıkmak… Hâlâ, “daha güzel, daha eşit, daha adil bir dünya mümkün”e inanmak, inanabilmek…

Patti Smith buğulu sesiyle hem kendi yazdığı hem Allen Ginsberg’in şiirlerini söylüyor. Ben onu ilk dinlediğimde 20’li yaşlardaydı. Şimdi 66. En doğal halinde, sahne eviymiş gibi rahat. Gülümseyen, kucaklayan, sarmalayan tavrının gerisinde müthiş bir derinliği var. Hele Ginsberg şiirlerini söylediğinde öyle bir yoğunlaşıyor ki insanın tüyleri ürperiyor. Gücü, sıradanlığında…

Türkiye’de Allen Ginsberg’in “Amerika” adlı kitabı yetmişli yıllarda Ada Yayınları’nca yayınlandı. İlklerden biriydi.

Lawrence Ferlingetti’nin “New York” şiirleriyle birlikte… Zaten “Politikacılar için” diye not düştüğü yukarıdaki dizeler de bu kitaptan. (Türkçesi: Orhan Duru- Ferit Edgü).

Ginsberg, “Beat kuşağı”nın en önde gelen temsilcisi.(Lack Kerouac, William S. Burroughs ve Ferlingetti’yla birlikte). Uyuşturucuya bulanmış sözcükleri… Cinselliği ve eşcinselliği yüceltirken attığı çığlıklar… Savaş tacirlerine, insan tacirlerine, duygu tacirlerine duyduğu öfke… Yalnızlığa sarılışı… Dostlarına bağımlılığı… Kutsal olanı lanetleyip kutsal olmayanı kutsayışı… Materyalizm dümanlığı… Tümü gelip sahneye yerleşti.

Philip Glass’ın tekrarlardan ve tek düze akortlardan oluşan besteleri, Ginsberg’in fırtınalar yaratan, mitralyöz gibi patlayan, kıvılcım, ateş ve sperm saçan, bugün bile şaşırtan metaforlarıyla akıl almaz bir biçimde uyumluydu.

Patti Smith sesiyle, Philip Glass piyanosuyla, sadece şair dostlarının değil, 70’lerin dünya gençliğinin ideallerini, düşlerini ve şiirini yeniden yarattılar. O günlerin gençliği de tıpkı bugünkü gençlik gibi özgür yaşamaya tutkuluydu…

Edinburgh Festivali’nde bu gösterinin adı “Şair konuşuyor- The Poet Speaks” diye konmuştu. Bütün gece ülkemdeki Gezi Parklarını, her yaştan gençleri düşünerek, onların düşlerini, ideallerini, hasretlerini ve daha güzel, daha adil, daha özgür bir dünya umudunu içimde büyüterek izledim konseri. Adını da “Direniş” koydum.