SAHİDEN İNANIYOR MU?

Tayyip Bey’in son günlerdeki konuşmalarına şaşmamak elde değil.

Geçenlerde bir dost meclisinde yine ekranda arz- ı endam eylediğinde, hazır bulunanlardan biri içtenlikle sordu:

-Bu söylediklerine sahiden inanıyor mu?

Gerçekten de söyledikleri akıl alır türden değildi.

Başbakan son zamanlarda her yerde kendisini devirmeye ahdetmiş, iç ve dış düşmanlar görüyor.

“Onun zaten adetidir, düşmansız politika yapamaz” deyip geçmeyiz. Olayın boyutları çok daha derin.

“Paranoyanın pençesinde kıvranıyor” demek de pek bir şey açıklamıyor.

Aslında her iktidarın her muktedirin içinde bir miktar paranoya bulunması doğal. Ama burada o ölçü aşılmıştır.

Siyaset dünyasında en yanlış şey “hiç bir zaman olmaz” demektir. Zemin ve zaman müsait olunca koşullar olgunlaşınca en umulmadık şeyler bile olabilir.

Ama şu anda Tayyip Bey’in bir askeri darbe ile devrilmesinin imkansız olduğunu söylemek yanlış olmasa gerek. İç ve dış konjonktür bunun karşısında.

Tayyip Bey’in sandıkta yenilmeden gitmesini, aklı başında hiç kimse istemez. Kabusu haline gelmiş olan “Gezi”cilerin de öyle bir talepleri yok.

***

Zaten aklı başında kimse de çıkıp Hükümet istifa demez.

Dile getirilen despotizmin son bulması özlemidir.

Evet Tayyip Bey o makamda bulunduğu sürece despotizm son bulmaz.

Bu yadsınamaz bir gerçektir.

Yadsınamaz başka bir gerçek de, Tayyip Bey’in yıkılmasının ancak sandık yoluyla olması gerekliliğidir.

Bu gerçeği göremeyenler en büyük demokratik yanlışı yaparlar.

Şu anda demokrasimiz açısından olabilecek en yanlış iş, Tayyip Erdoğan’ın iktidarının erken sonudur.

Bir erken veda her şeyi berbat eder, koşulların olgunlaşmasını beklemek gerek.

Merak etmeyin beklenecek süre sanıldığından daha kısa olacaktır.

Bir ikbal sofras kurulmuş, yenilmiş içilmiş, keyfedilmiş, gülünmüş, eğlenilmiştir.

Şimdi sıra hesabı ödemeye gelmiştir.

Han -ı yağmanın tam hesabı verilecekken, iktidarın başını sofrdan uzaklaştırmaya kalkmak akılsızlıkların en büyüğüdür. Bundan şiddetle kaçınmak gerekmektedir.

Hatta Tayyip Bey kendisi, “ben gidiyorum” dese karşı çıkmak ve ona Vefa Kartay’n şu dizeleriyle yanıt vermek gerekir:

-Kim bırakmış seni kim ki gidesin?

***

Biliyorum hesap dönemi çetin olacak.

Biliyorum, Erdoğan sandığı da ifsat etmek için elinden geleni ardına koymayacak.

Ama demokrasi bütün bu olasılıkları öngörmeyi ve de göğüslemeyi gerektirir.

Demokrasinin, demokratik sabır gerektirdiğini de, bilmek zorundayız.

Mısır’da yaşananlar, bize bu konuda iyice ders olmalıdır.

Sokaklardaki milyonlar, kendisine karşı toplanmış 22 milyon imza, Mursi’nin sonunun geldiğini gösteriyordu.

Ne bağnaz politikaları, ne ekonomik reçeteleri engelleyebilirdi Mursi’nin sorunu, bir tek şey onu bir anlamda ve ölçüde kurtarabilirdi:

Erken gidiş.

Bunu engellemek, koşulların olgunlaşmasını sağlamak gerekirdi.

Olmadı, ordu aceleyle Mursi’yi devirdi ve böylelikle en olmayacağı gerçekleştirdi:

Mursi’den bir kahraman yaratmak.

Bu durumda derim ki,

-Sonun başlangıcı görünmüşken, koşulların olgunlaşmasını kolaylaştırın, ama olayların doğal seyrine müdahale etmeyin!Ham meyveyi koparmayın dalından!

Evet şu anda demokrasi açısından en tehlikeli olan Tayyip Bey iktidarının erken sonudur.

Allahtan ufukta öyle bir olasılık görünmüyor.