YERSEN, YERSENİZ, YERSELER!

Doğu kültürü ile Batı kültürünün elbet görgü kuralları da farklıdır ve bu farklardan biri, armağan sunup almak biçiminde kendini gösterir.

Batı kültüründe, mutlaka paketlenmiş, tercihen de güzel bir ambalaj içinde sunulması gereken armağan, getirenin önünde açılır. Eğer yiyecek, içecek türünden bir hediye ise getirene de diğer konuklara da ziyaret sırasında ikram edilir. Özel bir eşyaysa beğendikten ya da beğenmiş gibi yaptıktan sonra teşekkür edilir ki, zahmet edip alan, sevindirdiğini görsün… Bu görgü kuralının, elbette bir riski vardır. Daha güzel bir armağan getirene daha içten teşekkür edilmesi ya da beğenilmiş gibi yapılan armağanın pek de beğenilmediğinin belli olması. Ama ikramla kabul arasında, armağan hoşa gitse de gitmese de doğrudan, dürüst bir ilişki vardır.

Doğu görgüsünde, ambalajın çok da önemi yoktur. Açıkta sunulan armağana heyecanlanmak, getirenin önünde sevinmek, ayıptır. Zaten önemsizmiş gibi bakılmadan bir köşeye konur. Bazen naylon poşet içinde verilen özensiz armağan paketi ise getirenin önünde açılmaz. İster bir kutu lokum olsun, ister bir şişe içecek, servis yapılıp getirenle paylaşılmaz. Keza kişisel hediyelere de veren gittikten sonra ne getirmiş diye bakılır. Hoşa gidecek bir armağan aramak, bulmak ve almak çabasını gösteren konuk, sonucun zahmetine değip değmediğini, göze girip girmediğini asla bilemeyecektir. Ama arkasından, iyi ya da kötü bol bol konuşulacaktır.

***

Görgü kuralı deyip geçmeyin. Yüzyılların imbiğinden süzülmüş adetlerin, dinsel ve tinsel izdüşümleri, kültürel aidiyet açılımları vardır.

Örneğin, kalıbımı basarak iddia ederim ki, Prof. Dr. Halil İbrahim Karslı, armağan paketlerini naylon poşet içinde takdim eden bir zattır ! Zaten bana da bu yazıyı bizatihi kendisi, tıpkı bir armağan paketi gibi tasvir eylediği « kadın bedeni » hakkındaki fetvasıyla ilham etmiş bulunmaktadır.

Dünkü Cumhuriyet’te okudum. Halil İbrahim Karslı, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın dini konularda en yüksek karar ve danışma organı, Din İşleri Yüksek Kurulu üyesiymiş. Ülkemizde artık dini olmayan hiç bir konu kalmadığından ve Diyanet’in en yüksek karar organı da zaman zaman nükleer fiziğe bile al atıp, zaten de en çok jinekoloji konularıyla ilgilenmek zorunda kaldığından, bu kurulun allame üyesi Karslı da “kadın bedeni”ne dair derin ilmini açığa vurmuş.

***

Allame Karslı, Diyanet’in “Tesettür Emri ve Kadın” başlığıyla yayınladığı makalesinde kadının niçin örtünmesi gerektiğini: “Çünkü her iki cins birbirine karşı birer cazibe merkezidir. Ancak Kuran, bunun açığa vurulmamasını, aksine yine ziynet olarak isimlendirilen elbiseye büründürülmesini emreder. Çünkü kadının bedeni bir süstür.

Dolayısıyla değerlidir ve korunması gerekir,” diye açıklıyor.

Aslında yeni bir şey söylemiyor. İslam uleması, bin yıldır beş kıt’ada kadın bedeninin asla çirkin ve güçlü olabileceğini dile getirmedi. Hep korumak için saklanması gereken kırılgan bir güzellikten söz edildi. Kah narin bir çiçeğe benzetildi, kah zıynete, hazineye. Allame Karslı, kadın bedenine ilişkin tüm ulema teşhislerini alıp özetledi: Süs.

Mahreme açık, namahreme kapalı bir süs kutusu. Alanın, veren babasından bile saklayıp önünde paketini açmayacağı bir armağan. İçinde sadece kendisinin oynayacağı bir oyuncak. Ne kadar oynarsa oynar, ne zaman kırar parçalar, kimse karışamaz…

***

Hristiyanlık tarihinin Orta Çağı’na ilişkin bir kitap yazıyorum. Kitabın verdiği bilgiler arasında en kesin gerçek, şu ki: Bugün İslam uleması, başta kadın “sorunsalı” olmak üzere istisnasız hangi konuda ne buyuruyorsa, hepsi eski terane. Her biri 800 yıl önce Hristiyan uleması tarafından yazılmış, söylenmiş ve müminlere dayatılmış ölçüler, değerler, kurallar.

Ne zaman ki Avrupa, Hristiyan bağnazlığın yasaklayıp unutturduğu pagan Yunan ve Roma filozoflarının, bilimci ve sanatçılarının eserlerini yeniden keşfetmiş, o zaman Aydınlanma Çağı ve eşitliğe, özgürlüğe doğru ilerlemeye başlamıştır.

Bizim talihsizliğimiz, bilgiyi de tıpkı kadınlar gibi paketleyip sakladıkları için 800 yıl gerileyen zavallı zekaların kotardığı temcit pilavını 21.yüzyılda tatmak zorudur.

Yersek, yerseniz…

Yalancılık, kölelerin ve patronların dinidir.Maksim Gorki

“G” NOKTASI

Gürültü dağlarının arasında
arabalardan nehirler yapar
insanlar
bulutları eksoz kokar
çocuklar büyüyene kadar
gökyüzü arar
boşuna çırpınır yıldızlar yukarda
ağaçlar da şaşırır kuşlar da
tıklım tıklım dolu meyhaneler şarkılar
feylozoflar şairler
sayıklarlar
ne kadar çok yalnızız diye
öyle de bilinir
aslı öyle midir
gün gelince tıpış tıpış gidilir
yeryüzünde bir tek
ölülerin yalnızlığı gerçektir.

A. KADRİ ERGİN