UYUMLU İSLAM’A VEDA

Tayyip Erdoğan Erbakan Hoca’nın şakirtlerinden biriyken, Türkiye’nin kaderinde uzun süre etkili olmakta, ülkeyi büyük ölçüde değiştirecek güce ulaştımasında ve kimi Ortadoğu liderlerinin örnek aldıkları bir modele dönüşmesindeki başarısını, küreselleşme ve emperyalizmin çıkarlarıyla uyumlu İslamcı iktidar modelindeki önder rolüne bürünmesine borçludur.

Başlarda “ılımlı İslam” olarak ün salan bu modelin partisi AKP yeni dünyada dizayn edilmiş, liderliği koltuğuna oturan Erdoğn’a ABD’nin güçlü Yahudi lobileri, daha iktidara gelmeden kahramanlık nişanları takmışlardı. Erdoğan ise Batı dünyasında, demokrasi ile İslam’ı “ılımlı İslam” formülüyle bağdaştıran kişi diye kucaklanmıştı..
Çok kişi parlak modelin iç yüzünü başlangıçta görememiş, “ılımlı” İslam’dan kastın “uyumlu” İslam olduğunu anlayamamıştı.

Model, küreselleşmenin gerekleri ve emperyalizmin çıkarları ile uyum içinde olduğu sürece makbuldü. İslam, istenen uyumu sağladığı müddetçe, ılımlı olarak kabul edilir, demokrasiyle bağdaşmayan, temel hak ve özgürlükler ile çelişen uygulamaları, gittikçe kabalaşan baskıları görmezden gelinebilir, diktatör, demokrat olarak nitelenebilirdi.

***

Gerçi Tayyip Bey, daha , 2003 martında, Irak tezkeresi sırasında fena halde çuvallamıştı. Ama, bunun vebali TSK’nin hesabına ciro edilp , sonradan faturası acı şekilde kesilirken, Erdoğan hala uyumlu İslam’ın makbul önderi olarak herkese örnek gösterilmekteydi.

Davos’taki “One minute” çıkışı da,görmezden gelinmese bile, fazla önemsenmemişti.

Özde istenen yörüngede yol alındığı sürece sözde çıkışlar büyütülmeyebilirdi.

Seçilen, model haline getirilen kişi, yörüngeden sapmadıkça, kahraman görüntüsüne ulaşmasına yol açabilecek, çıkışlara göz yumulabilirdi.

Emperyalizm ile kapitalizmin bölgesel ve evrensel çıkarlarıyla bağdaşmaya devam ettiği sürece, uyumlu İslam, demokratik değerlerle çatışabilir, laik bir ülkeye din devletine dönüştürebilir, hapishaneleri doldurabilirdi, yeter ki,” kahraman!” kendisini gerçekten kahraman olarak görmeye başlayıp, senaryonun dışına çıkmaya başlamasındı.
Recep Tayyip Erdoğan, kendisini gerçek bir kahraman olarak görmeye, ülkeyi olduğu gibi bölgeyi de Erbakan’ın rüyasını gördüğü İslami rejime dönüştürebilecek, gücün kendisinde olduğunu vehmetmeye başlamıştı.

Bir yandan başlangıçta, sonuçsuz müzakere süreci ihsanına müteşekkir davrandığı Avrupa’ya karşı tavrını değiştiren, Tayyip Bey, Ortadoğu’daki güç dengelerini kendi başına yeniden dizayn etmeye çalışınca, kendisini var edenlerle ters düşmüştür.

***

Bu arada rejiimin temel hak ve özgürlükleri çiğnemekle yetinmeyip, faizlerin umduğu kadar düşmemesi yüzünden finans kapital üzerinde baskı oluşturmayı denemek gibi kapitalist ekonominin temel işleyiş kurallarıyla çelişen davranışlar ortaya çıkınca, “Uyumlu İslam “modeli çökmüştür.

İslami modeli kendi çıkarlarıyla uyumlu olduğu sürece, “ılımlı” olarak niteleyenler, bu uyumluluk sona erince sistemin demokrasiyle bağdaşmayan yönünü aniden fark ederek, söylenmeye başlamışlardır:

-Hiç de ılımlı falan değilmiş yahu! Bu adam tam bir diktatör.

Diktatör ise bu çıkışlar karşısında çaresizce feryat edip durmaktadır:

-Yahu ben hiç değişmedim öyleyse ne oldu da demokratken, birden diktatör oldum?

Evet ılımlılık açısından değişen bir şey yoktu, ama esasta yani uyumlulukta aksama vardı.

Uyumlu İslam’a bir kez veda edildi mi, destekten yoksun kalmak da kaçınılmazdı.

Kahire’den Ankara’ya gelişmelere bakarken, olayın bu yönünü gözden uzak tutmamak gerek. Bunlara son Cemaat ve AKP kavgası da dahil.

Peki Uyumlu İslam sona erince ne olacak?

Uyumlu İslam modelinin ekonomik tabanı sıcak para olduğundan ve uyum çökünce, güven bitip, döviz musluğu, kuruyacağından “yolcudur Abbas, bağlasan duramaz”.