ONDAN KİM KORUSUN?

Televizyonda bir film veya dizide, buzlandırılan sigara ve tütün mamullerinin oluşturduğu, garip görüntü sinirimi bozuyor.

Devlet güya bizi sigaranın kötü etkilerinden koruyor.

Şimdilerde buna, alkollü içkiler de eklendi, onlar da ekranda buzlanıyorlar.

Amaç gençliği alkolün kötü etkilerinden korumak, 9 eylülden itibaren bu konuda yeni yasaklar da yürürlüğe girecek.

Bakmayın gençliği alkolün zararlarından koruma dediğime! yasaklar herkes için geçerli olduğuna göre, pek de ala, yetişkinleri hatta ihtiyarları bile koruyor devlet.

Devletimizin bizi zararlı alışkanlıklar ve davranışlardan koruma merakı eskilere dayanır.

Sakın IV. Murat dönemindeki, tütün ve alkol yasağını kastettiğim sanılmasın.

Orada amaç tebaayı kötü alışkanlıktan korumak değil, devleti fitneden uzak tutmaktı.

İnsanların alkol için meyhanelerde, tütün ve kahve için kahvehanelerde toplanmasından işkilleniyordu Osmanlı. Osmanlı birkaç kişi bir araya gelince orada fitne görür, korkardı.

***

Ama Tayyip Bey , vatandaşı korumada öncekileri fersah fersah geride bıraktı.

Salı günü Ahmet Tan’ın köşesinde okudum. 1983 te çekilmiş ve baş rolünü Cüneyt Arkın’ın oynadığı “En Büyük Yumruk”adlı, film RTÜK tarafından “duygusal boyutundan arındırılmış sevişme” sahnesi içerdiği gerekçesiyle cezalandırılmış.

Demek ki, bundan böyle devlet bizi, hayvan gibi sevişmekten de koruyacak.

Yakında nasıl daha insani, daha doğru dürüst yani resmi makamların istediğince sevişileceğine dair bir yönetmelik çıkarsa şaşırmayın! Artık nasıl sevişeceğimizi de devlet belirleyecek. Belki de bunun en uygun yolunu Diyanet’e sorup, öğrenecek.

Devletin koruması,genelde yurttaşa yeni haklar, yeni özgürlükler, yeni olanaklar sağlama şeklinde gerçekleşmiyor da, yasak ve ceza şeklinde oluyor.

Bu korumada devlet sık sık ceberut – cart curt sarmalına düşüyor. Mesela bireyi sigaradan içkiden, muhalif fikirlerden korumakta ceberut olan devlet, kadınların kocalar,eski kocalar aşıklar tarafından öldürülmeye karşı korunmasında cart – curttan öteyle geçemiyor.

Devlet’in herkese eğitim eşitliği, fırsat eşitliği sağlamak gibi, sosyal içerikli yükümlülükleri de var, ama bu yükümlülükler hep lafta kalıyor, yaşama geçmiyor…

***

Ceberut – cart curt sarmalındaki koruyucu devlet, vatandaşını aslında koruması gerekenlerden koruyamaz ona fırsat eşitliği ve kendi olanaklarını, yeteneklerini geliştirme imkanı veremezken bir yandan da çeşitli koruma bahaneleriyle, çevreye yasaklarla donatır.

Yasak demek, ceza demektir. Yasaklar ülkesi , aynı zamanda cezalar ülkesidir.

Bunların gerekçeleri de, korumaktır. Alkolden korumak, sigaradan korumak, ahlaksızlıktan korumak, milli birlik ve beraberliğin bozulmasından korumak, aşırı ve zararlı cereyanlardan korumak hep hayatımızı yasak ve ceza ipoteğine sokar.

Koruyucu devletin geniş toplulukları işsizlikten, cehaletten ve yoksulluktan koruduğu
görülmemiştir ama onun dışında her durumdan vazife çıkarır.

Tabii bu arada baş korunması gereken değer de devletin kendisi olur. “Koruyucu Devlet!” in anayasası ise, bireyi devlete karşı koruyan demokratik devletin anayasasının tersine, devleti kendi vatandaşına karşı yasakla cezayla korur.

Böylelikle ortaya,yurttaşın kendini güdecek olanı seçmek özgürlüğüne, ama yalnızca ona sahip bulunduğu bir yönetim biçimi çıkar.

İşte bu yüzdendir ki, vatandaşın işlevinin yalnızca kendini güdecek olanı seçmekle sınırlı kaldığı, rejimde en büyük tehlikenin koruyucu devletten geldiğini gören Albert Camus,“20. yüzyılda öylesine olaylar yaşadık ki, artık devletin nasıl korunacağı değil de, bireyin devletten nasıl korunulabileceği sorununu çözmek durumuyla karşı karşıyayız”. demişti…

Evet, bizi demokrasi için gerçek tehlike olan “koruyu.cu devlet”ten kim korusun?”