SURİYE’Lİ BİR MUHALİF

Suriye’li yazar Haytham Manna, daha Hafız Esad zamanında ülkesinden kaçmak zorunda kalmış ve sürgünde Baas rejimine karşı tüm yapılanmaların içinde yer almış bir muhalif. Halen, Suriye Demokratik Değişim Ulusal Koordinasyon Komitesi’nin (NCC) yurtdışı sorumlusu.

LeVif/L’Express* internet gazetesi, dün Haytham Manna ile yapılan bir röportajı yayına koydu. François Janne d’Othee’nin imzasını ve « Kimyasal silah saldırıları, bir aldatmacadır » başlığını taşıyan röportajda, soruları boşverin, ama Haytham Manna’nın yanıtları önemli. 35 yıldır Esad rejimine karşı aktif mücadelenin içinde yer alan muhalif yazarın düşüncelerini, özetleyerek de olsa sizlerle paylaşmak isterim :

« Suriye’ye dışardan yapılacak silahlı bir müdahale, Esad rejimini güçlendirmekten başka işe yaramaz. Böyle bir müdahale, içerdeki şiddeti arttırır, yıkımın üstüne yıkım ekler ve siyasal diyalog yolunu tıkar. Suriye’de olanlardan elbette ki Esad rejimi sorumludur, çünkü askeri müdahaleyi içerde bizzat kendisi başlatmıştır. Ama bir yandan terörizme karşı savaşmaktan söz edip, öte yandan El Kaide’ye bağlı teröristlerin ekmeğine yağ sürecek bir dış müdahale nasıl savunulabilir ?

***

ABD, İngiltere ve Fransa, işin başından beri hâta üstüne hâta yaptılar, tarafları radikalleşmeye zorladılar. İslamcı mücahitlerin Suriye’ye gidişini engellemek için hiç bir şey yapmadılar. Şimdi yaptıkları Suriye’yi yerle bir etme planının neresinde demokrasi var ? Sanır mısınız ki bu ülkelerin Suriye galeyanında herhangi bir ahlak var ? Bu ülkelerin olası bir müdahaleyi çatışmaların başından beri ölen 100 bin kişiden çok, kimyasal silahla öldürülenleri önemsemesine de şaşıyorum, doğrusu.

Binlerce kişinin kimyasal silah kurbanı olduğunu ileri sürüyorlar. Oysa bize gelen kurban listesinde 500’den az isim var.

Kullanılan kimyasal silahlar, el yapımı. Zaten fazlasıyla silahlandırılmış Suriye ordusunun el yapımı silaha ihtiyacı olduğunu düşünebilir misiniz ? Üstelik, Amerikalıların kanıt diye kabul ettiği kimyasal saldırı fotoğraf ve videoları, söylenen saldırı tarihinden önce internette yayınlandı !

Sonuç olarak Suriye’deki kimyasal saldırılar, bir aldatmacadır. El Kaide’nin önce de kimyasal silah kullandığını biliyoruz. Suriye Ulusal Komisyonu Başkanı Ahmet Jarba, geçen ay başında savaş alanında güç dengelerini değiştireceğini, söylemişti. Dengeler değişti, ama onun istediği yönde değil. Esad’ın ordusu ilerleme sağladı. Dolayısıyla ÖSO’nu gerilemekten ancak doğrudan bir dış müdahale kurtarabilir… Eğer kimyasal saldırıları El Kaide yaptıysa, bunu yüksek sesle açıklamak gerekir. Eğer Esad rejimi yaptıysa, BM’den karar çıkartılmalı ve pek de güvenilir olmayan birkaç ülkenin, « dostları » adına hareket etmesi önlenmelidir.

***

Suriye’ye çözüm bulmakta Ruslar daha tutarlı. Çünkü tarafları pazarlık masasına oturtmak amaçlı İkinci Cenevre kararlarının uygulanması için ciddi çaba harcıyorlar. Oysa ABD, tam da tarafların birbirine yaklaştığı zamanlarda geri çekilerek bu çabaları sabote etti.

Şimdi herşey ABD’ne bağlı. Siyasal bir çözüm, Suriye’yi kurtaracak biricik olanaktır. Ama silahlı muhalefet, siyasal çözümü görüşecek bir delegasyon oluşturmakta bile anlaşamıyor.

Tarafların pazarlıkta anlaştığı bir siyasal çözüm, mutlaka parlamenter rejim kararıyla sonuçlanacaktır. Beşar Esad da kalmaz, gider. İşte bunun içindir ki İkinci Cenevre kararları temel alınmalıdır. Sorarım size, azınlıkların katlinin kınandığı bir savaşta, tam da azınlık olan bir başkana, nasıl git ya da kal denir ?

Batılıların izlediği politika, bugün Suriye’de Esad’ın ulusal birlik ve azınlıkların savunucusu pozisyonunu güçlendirmeye yaramıştır. Ne var ki kimse zafer kazandığını iddia edemez : Kör şiddet öylesine yaygın ki, başa çıkabilmek için hem rejim yandaşları, hem muhaliflerden oluşan çok geniş bir cepheye ihtiyaç var. »

*levif.be

Bir savaşa son vermenin en kısa yolu, yenilmektir.
George Orwell

«G» NOKTASI

Benim kuşağım, Türkiye’nin « Küçük Amerika » olacağı hayalleriyle büyüdü. Ne zaman bir kentimiz çağdaş uygarlığa uygun bir görünüm kazansa, geri kalmış hangi yöremizde biraz refah, biraz konfor sağlansa, hemen « Küçük Amerika olmuş ! » denirdi.

Zaman içinde Türkiye elbette refah ve konfor sahibi oldu, ama sonuç Küçük Amerika’dan çok Büyük Arabistan’a benziyor… Zaten daha çok benzemek, hatta özdeşleşmek için çok çalışıyor, bol bol Dubai kulesi dikip, ağaç bitmeyecek çöllerimiz olsun diye ne tarım, ne orman, zaten ne de park bırakıyoruz.

Ama dün farkettim ki, içerde değilse de dışarda, bırakın küçüğünü büyüğünü, Amerika’nın klonu olmayı başarmışız :

Lübnan’da artık bizim pilotlarımız da kaçırılıyor, Somali’de artık bizim büyükelçiliğimize de bombalı saldırı düzenleniyor. Dün Irak’ta bizim başkonsolosluk konvoyumuz da hedef alındı.

Sıfır sorundan sıfır dost politikasına, uluslararası nefret ve terörün odağında, artık Amerika’yla başabaş konumdayız.