EMİL GALİP SANDALCI

1993 te yitirdiğimiz Emil Galip Sandalcı benden 17 yaş büyüktü. Yine de ona arada şöyle takılırdım:

-Emil Abi sen benim elime doğdun, sendeki cevheri ilk ben keşfettim.

Aslında, ondaki cevheri ilk keşfedenlerden olduğum pek o kadar da yanlış değildi.

1955 yılında Tercüman Gazetesi bir köşe yazısı yarışması açmıştı. Amaç yeni köşe yazarları bulmaktı. O zamanlar Galatasaray Lisesi’nde öğrenciydim. Nereden elime geçtiyse, Emil Galip’in yarışmaya gönderdiği yazısını okudum.

Hemen hükmümü verdim:

-Yarışmayı bu çocuk kazanacak.

Öyle de oldu. Emil Galip Sandalcı Özcan Ergüder ile birlikte yarışmanın iki galibinden biri olarak ilan edildi ve ondan sonra da köşe yazarlığına başladı.

Koşulları bugünü andıran, DP’nin son döneminde Vatan’ın önde gelen mücadeleci muhalif yazarlarından biriydi.

Çok şükür mesleğim, bana kişiliğinin ve kaleminin hayranı oldğuminsanlarla tanışmak, kimi zaman dost, yakın dost olmak imkanını verdi.

Emil Galip onlardan biriydi.

Hoşgörülü aynı zamanda da ilkeli, sevecen ama aynı zamanda da. Kaya gibi sert ve ödün vermez olan Emil Galip, dostlarına karşı övgüde cömert, yergide cimri biriydi.

***

Çok iyi donanımı ve birikimi olan Emil Galip her zaman taraf olmuştu.

İnsan haklarının ve özgürlüklerin tarafı. Hakkı elnden alınmak istenen, özgürlüğü çiğnenen biri oldu mu, Emil Ğalip onun yanında yer alırdı. Kim olduğu hangi görüşü savunduğu hiç önemli değildi. 1960 27 mayısa dek arslanlar gibi mücadele ettiği DP lilerin de, haklırını özgürlüklerini, hukuklarını korumaktan zerrece geri durmamıştı.
12 mart döneminde, TRT Yönetim kurulunda Musa Öğün’e karşı tutumundan dolayı hapse atılmış ve çile çektirilmiş olan Emil Galip’in o dönemde içerideki direnişi de dillere destandı.

Belki de Emil Galip’i anlatmaya çalışmak beyhudedir. Çünkü o anlatılmaz, yaşanır bir kişiydi.

Bütün baskı dönemlerinde insan hakları inisyatiglerinin hepsinde yer almış olan ve de yazma fırsatı bulduğu zaman köşesinde bu konuları bıkmadan usanmadan,hiç ödün vermeden işleyen Emil Galip Sandalcı’nın yazı yazdığı dönemler yazmadıklarına oranla daha azdır.

Ödünsüzlüğünden hiçbir zaman, hiçbir yerde , hiç kimseye karşı vazgeçmeyen Emil Abi’nin sık sık işten ayrılmak durumunda kalmasını Oktay Akbal onun yukarıdaki hasletlerine, ödünsüzlüğüne bağlıyor.

Ama Emil Abi, buna karşın hiç ekşimez, yazan dostlırını yüreklendirmeyi sürdürürdü.

Uğur Mumcu’nun bir gün şöyle söylediğini çok iyi anımsıyorum:

-Emil Abi’nin yazamadığı bir Bab-ı Ali’de yazmak içime sinmiyor.

***

Ama Emil Galip bütün bunları dert edinmezdi, o ilkelerin adamıydı.

O yüzdendir ki, Cemal Süreya onun için şöyle demişti:

-Emil Galip insanlığa gönderilmiş bir mektuptur.

Bugün Emil Galip Sandalcı’yı anmamın nedeni, bu hafta sonunda bir başka değerli yazarın daha Emil Abi aramızdan ayrıldıktan 20 yıl sonra yine sütnundan ayrılmak zorunda bırakılması.

Değerli yazar Mustafa Mutlu’yu kastedidiyorum. Ama Can Ataklı, Can Dündar gibi yine işinden ayrılmak zorunda olanlar ile Merdan yanardağ gibi, mesleği yüzünden komploya kurban gidenleri ayırmıyorum. Her birini teker teker anmaktan kaçınmamın nedeni, sayıları yüze yaklaşan bu meslektaşlarıma, adlarını ıskalayarak, mahçup olmaktan korkmamdır.

Emil Abi aramızdan ayrılalı 20 yıl oldu., yazmaya başlayalı, 55 yılı geçiyor. Ama Türkiye değişmiyor,hala insan haklarına saygılı demokratsiyi savunmanın bedeli var.

Hala Emil Galip Sandalcı’nın yazgısını yaşayanlar arasındayız.

Emil Abi’ye bu saygı yazısı, onun yazgısını paylaşan meslektaşlarıma saygı ifadesi olarak kaleme alınmıştır.