OLİMPİYAT MİLLİ DAVA MI?

“…Hatta hazırlıksız yakalanan bir çevik polis kuvvet grubu, ilk taşkınrlıkla tası tarağı toplayıp, kaçmayı denediyse de çoğunluğu sakallı, bıyıklı uzun saçlı sivil polisler ‘dağılmak yok hadi aslanlar din için, devlet için ileri’diyle bağırınca ortalık bir anda savaş alanına dönüşüverdi…”

2020 Olimpiyatlarının, İstanbul’da yapılmaması olayını irdelerken, Arif Kızıylalı’nın 11 eylül günü Beyoğlu’ndaki gösterileri anlatan yukarıdaki satırlarını mutlaka okumak gerek.

Eğer bir ülkede polis normal demokrasilerde herhangi bir tepki bile doğurmayacak olan barışçıl gösteriler yapan kişilerin üstüne, “hadi aslanlarım, din için, devlet için” diye nara atarak saldırıyorlarsa, söz konusu olan polis ile gösterici çatışması değil, bir iç savaştır.

Uyanın Ahmet’i de öldürdüler “ manşetiyle çıkan dünkü Cumkhuriyet’in birinci sayfası, herkesin tüylerini diken diken edecek nitelikteydi.

Güler yüzlü fotoğraflarıyla birinci sayfadan bizlere bakan Ahmet Atakan (22), Ali İsmail Korkmaz(19), Ethem Sarılısülük (26), Abdullah Cömert (22), Medeni Yıldırım, (18) Mehmet Ayvalıtaş (20) Gezi direnişi sırasında hayatlarını kaybeden gençlerimizdi ve ne yazık ki, listeye daha yenileri eklenecek gibi görünüyor.

Gençlerin devlet polisi tarafından “din için diye” naralar atarak, öldürüldükleri bir iç savaş ülkesine kimse olimpiyat vermez.

***

Böyle bir tavıra da, üzülmek yerine sevinmek gerek. “Ama, denebilir Pekin Olimpiyatları yapılırken, Çin’de neler neler oluyordu!” Doğrudur. Doğrudur doğru olmasına ama “sui misalin emsal teşkil etmeyeceğini” unutmamak gerek.

Mike Kırıkkanat’ın dünkü köşesini okurken, Türkiye’de sağlıklı bir biçimde olimpiyat yapmak değil, olimpiyat konusunu sağlıklı bir biçimde tartışmanın bile imkansız olduğunu dehşet içinde gördüm.

Mine tepkilerini dobra dobra ortaya koyan bir has yazar olduğundan bu defa da saldırıların hedefi haline gelmiş.

Mine’ye bu saldırılarda bulunanlar, Olimpiyatlar’ın İstanbul’da yapılmamasının bir nedenini daha bizatihi bu davranışlarıyla ortaya koymuş oldular.

Bütün demokrasi kültürü güdük kalmış ülkelerde olduğu gibi, Türkiye’de de işbaşında bulunan herhangi bir iktidarın tercihi milli dava olarak sunulabilmektedir.

Oysa demokrasilerde, kamuoyu önünde enine boyuna tartışılmadan oluşturulan politikaların milli dava olarak algılandıkları görülmemiştir.

Hatta, tartışmanın yapılmasından ve sonuçlanmasından sonra da, muhalif olanlar, şiddete başvurmamak, demokrasinin sınırlarını aşmadan karşı olmak özgürlüğüne sahiptirler, zaten sahip olmazlarsa o rejim de demokrasi olmaz.

***

2020 Olimpiyatlarının İstanbul’da yapılmasına karşıydım. Çünkü bunun şimdilik 20 milyar olarak öngörülen, tecrübelerin ışığında 30 milyar dolara çıkacağı rahatlıkla söylenebilecek olan, hepimizin cebinden yeni vergiler olarak çıkacak olan, gelir dağılımı adaletsizliğine, bölgesel kalkınmadaki çarpıklığa çare olacak herhangi bir yanı olmayan, yeni bir rant kapısı açmaktan öte anlam taşımadığını düşünüyordum.
Bunlara ek olarak yeşilin talanı, işe yaramayacak, bir kere kullanıldıktan sonra olduğu yerde çürümeye bırakılacak tesis savurganlığı da cabası.

Evet, 2020 Olimpiyatlarının İstanbul’da yapılması çağrısının arkasında, İstanbul yağması yatıyor.

Zaten Erdoğan iktidarının milli politikası kent rantını yağmalamak üstüne oturuyor.

Şimdi buna karşı çıkmak, ulusal çıkarlara karşı çıkmak demek değildir.

Benim görüşüme göre, ulusal çıkarlar kent rantının talanına dayalı politikalara bu arada da “İstanbul 2020” ye karşı çıkmayı gerektirir.

İktidarın tercihleri ancak diktalarda, ulusal davaya ve tabuya dönüşür.

“İstanbul 2020” ye karşı çıkanların karşı karşıya kaldıkları saldırılardan, bakanı “kına edebiyatı “ yapan iktidar da doğrudan doğruya sorumludur.