DESPOTİK YARGIDA MERAK ESASI

Almanya’da 1 Aralık 1933’tan öteye yürürlüğe giren « Nazi Parti ve Devlet Bütünlüğü Yasası »na göre, yargı sistemi suç işleyen parti üyelerini, saldırı timlerini ve SS denilen güvenlik güçlerini kovuşturamıyordu. Bu suçlular, salt Özel Yetkili Nazi mahkemelerinde yargılanabiliyordu.

Nazi iktidar, 1934 yılında Berlin’de salt Nazizm eleştiri ve rejime muhalefet suçu davalarına bakan Halk Mahkemesi’ni kurdu. İki yargıç ve beş adet parti üyesi, SS ve ordu mensubundan oluşan mahkeme, « harp divanı » usulüne uygun olarak, gizli sorgulamalara yetkiliydi. Savunma avukatı Nazi Parti üyesi kartı taşımak zorundaydı. Halk Mahkemesi’ndeki davalar genellikle ölüm cezasıyla bitiyordu. Örneğin Nazi iktidarına isyanla suçlanan Münih Üniversitesi öğrencileri 25 yaşındaki Hans ve 22 yaşındaki Sophie Scholl, bu mahkemenin verdiği kararla idam edildiler.

Ama Nazi’lerin gözüne hiç bir yargı düzenlemesi yeterli görünmüyordu. 1935 yılından öteye, « hükümete alçakça saldırı ve darbe planları » yapıldığı gerekçesiyle her vilayette bir ÖYM kuruldu ve yetkileri arttırıldı. Yeni ÖYM’ler, Nazi Partisi’nin « sağlam » üyesi olduğu kanıtlanmış, üç yargıçtan oluşuyor ve yargıçlar, hukukçu olmayabiliyordu. Artık her türlü davaya bakan bu mahkemelerde de sanıkların savunma ve temyiz hakları kısıtlandı.

Almanya’da yargı sistemi, tümüyle Nazi iktidarın irade ve hükmüne bağlanmış, zaten yüksek sesle öksüren bile alınıp götürülüyor ; ama hükümetin despot iştahı yedikçe açılıyordu, nedense.

***

Hitler’in hukuk danışmanı ve zaten Nazi adalet ( !) sisteminin koordinatörü Hans Frank, 1936 yılında Alman yargıçları şu sözlerle uyardı :

«Ülkemizde, hiç bir yasa Nasyonal Sosyalizm ilkelerinden bağımsız değildir. Siz yargıçlar, varacağınız her kararı, ‘Bu karar Alman halkının nasyonal sosyalist vicdanına uygun mudur ?’ diye sorgulamalısınız. Bu sağlam dayanağı, Adolf Hitler’in ifadelerinden çıkaracağınız iradeyle bütünleştirince, alacağınız karar işte o zaman ilelebet payidar kalacak Üçüncü Reich’ın yaptırımı olacaktır. »

Alman Nazi Parlamentosu’nun 26 Nisan 1942’deki son oturumunda, Adolf Hitler de yargıçlara son ayarı vererek ; günün gereklerine uymayan herhangi bir mahkeme kararının, altında imzası bulunan yargıç ve yargıçların görevden alınmasıyla cezalandırılacağını açıkladı. Bu toplantıda Hitler, resmen “var olan hiç yasa tarafından kısıtlanamayacak” Yüce Yargıç ilan edildi ve uygun görmediği tüm memurları görevden almak yetkisiyle donatıldı. Bir süre sonra da Nazi Partisi, tüm mahkemelerde yargı heyetinin uyması gereken bir “Genel Talimat” yayınladı.

***

Koyun ömürboyu hapse gönderen ÖYM’leri, idama gönderen ÖYM’lerin yerine… Gaz odalarına sıkılan ölümcül Zyklon B gazını, değiştirin evlerin içine kadar sıkılan ve ancak bazı durumlarda öldürüp, genellikle süründüren Oleoresin Capsicum gazıyla…

Anlattıklarım kuşkusuz bir şeyler çağrıştırıyor, sizlere. Ama merak etmeyin, Türkiye ne dünkü Nazi, ne bugünkü demokrat Almanya olur.

Çünkü her ileri demokraside olduğu gibi, bizim yaşadığımız despotlukta, emir değil, “merak” esastır.

Yüce Yargıç, niye yapılmıyor diye merak ettiği yapılır, niye yıkılmıyor diye merak ettiği yıkılır.

Yüce Yargıç, bir köşe yazarının nasıl yazdığını merak edince gazete yazarı kapının önüne koyulur, sorun çözülür.

Yüce Yargıç, bir otelin kapısını gazlanmış coplanmış gençlere niçin açtığını merak edince, ait olduğu grubun bir şirketine mali baskın yapılır, cezası kesilir.

Yüce Yargıç, birileri niye soruşturulmuyor diye merak edince, sorguçlar hemen harekete, yargıçlar hazırola geçer, merak konusu tutuklanır, olay biter.

Yüce Yargıç niye yenilip içiliyor diye merak ettiği için yasaklanan yaşam keyiflerini saymaya, herhalde gerek yok…

Demem o ki, 28 Şubat kararlarına destek veren medya patronu ve sahibinin sesi CEO’larıyla, yankı vadisi yazarlarının titremesi gereken gün, bugündür.

Aslan ile öküze aynı yasayı uygulamak, zulümdür.
William Blake

«G» NOKTASI

Bazen, merak sürecine dahil edilemeyen, çünkü hiç bir yamuğu bulunamayan muhalefet sanıkları vardır. Onları, Büyük Ankara’nın “başganı”, Melih Gökçek merak eder. Hele muhalif kadınsa, merakı had safhadadır. Twitter’de @06melihgokcek adresinden start verir: “Mine senin cibilliyeti merak ediyorum.”

//platform.twitter.com/widgets.js

Sosyal Medya’da İslamiyet’in ender kadın azizelerinden, iman ve ahlak simgesi Rabia’nın kutsal elinin logosu altında, binlerce Yecüc Mecüc, bildikleri tek dil, apış arasından sarkan organlarını konuşturur, cibilliyet sorgusuna alınanı sanal tecavüzle infaz ederler.

Oysa ben bunların cibilliyetini hiç merak etmiyorum. Tek bir kadın yazara hücum için kurulan genital organ ordusu, pek de kahraman olmasa gerek. Ezici çoğunluğunun bir yumurta ya da Rabia işaretinin arkasına saklandığına bakılırsa, cesur olduklarını da söylemek zor.

@06melihgokcek ise cibilliyet düzeyini adresine yazmış. Sıfır altı Melih Gökçek!