BİR TÜRK « ŞATOSU » : PAMUKKALE

Ömrümde ilk kez, Türkiye’de bağ bozumu zamanı bir « Şato »ya konuk oldum.

Şato, salt bizim değil, tüm dünya dillerine elbette Fransızca’dan aktarılan bir şarapçılık deyimi. Belli bir bağ sahibinin kendi üzümlerinden, bağın mülkiyeti içine kurulmuş kendi tesislerinde yaptığı şarap üretimine verilen ad.

Bugüne değin pek çok Türk şarap üreticisi tarafından çağrılmış ; ama geniş geneli yükünü bambaşka alanlarda tuttuktan, yani zengin olup yaş kemale erince « şaraptan da ben anlarım » olmuşların elini attığı herşey gibi gösteriş kokan bağlarına ve üretimlerine ilgi duymamıştım.

İspanya, İtalya, ama en çok da Fransa’da incelediğim şarap kültürü, bana bağcılığın « sonradan görme » olunamayacak kadar uzun vadeli çaba, özveri ve tutku gerektirdiğini öğretti.

İşte bu yüzdendir ki Türkiye’nin en iyi üzüm yetişen topraklarında, şarapçılık sektörüne henüz zenginlerin arasında şarabın adı yokken giren ve yarım yüzyıldır kazandığı her başarıyı adım adım, alınteri dökerek hak eden Tokat ailesinin işletmesine konuk oldum : Pamukkale Şarapçılık.

Denizli’nin kuzeyinde, Büyük Menderes nehrinin içinden aktığı 6 bin nüfuslu Güney, mimari özgünlüğünü korumuş, adı gibi güzel bir ilçemiz. Pamukkale’nin volkanik, dolayısıyla üzüm bağları için ideal bir kimyasal bileşim oluşturan verimli, ama çok taşlı topraklarında, yüzyıllardır kurutmalık ve pekmez için üzüm üretilirmiş.

***

Şeker sanayinin gelişmesiyle pekmeze talep azalınca, üretilen üzümden şarap yapmak fikri belirmiş. Başka bir deyişle, bin yıl önce zaten şarap yapılan bir bölgenin, aslına dönüşü düşünülmüş.

Fevzi Tokat ve dört kardeşi, 1962 yılında Güney ilçesinde 100 bin litre kapasiteli Pamukkale Şarapçılık’ı kurmuşlar.

Bölge üzümlerinden yaptıkları şarabı, İstanbul’da şişeleyen işletmelere satarak girmişler sektöre.

Ailenin en küçük kardeşi ve Gıda uzmanı Ziraat Mühendisi Yasin Tokat, 1972 yılından öteye işletmenin başına geçince, Pamukkale Şarapçılık da yavaş, ama emin adımlarla yükselişe geçmiş.

Bugün, benim Avrupa’da gördüğüm en gelişmiş işletmelerden farksız, şarap üretiminin her aşamasında dört dörtlük bir tesis olan Pamukkale Şarapçılık, 65 hektarlık kendi bağlarından gelen üzümü kendi tesislerinde işleyerek “şato” ünvanını hak ediyor. Kendi bağları dışında, ama sadece Güney ilçesi bağcılarının yetiştirdiği üzümleri de işleyerek, “domaine” şarabı da üretiyor.

Bu yıl kırkıncı bağ bozumunu yapan Yasin Tokat’ın kendi deyişiyle, “Pamukkale Şarapçılık, milyoner bir ailenin mülkü değil. Yarım yüzyıldır tesisi büyütüp modernleştirmek için harcanan paralar, ailenin her yıl dişinden tırnağından arttırıp, kuruş kuruş üstüste koyarak yaptığı yatırımlar.”

***

Şekere talep azalınca üzüm bağlarını söküp tütün eken, tütün yasası değişince yine zorda kalan Güney ilçesi çiftçilerinin ; zaman içinde yeniden üzüm üretimine dönmesinde Pamukkale Şarapçılık’ın 1990’dan beri yaptığı yatırımlar etkili olmuş. Tokat ailesi, bölge bağcılığını desteklemek amacıyla üreticilere yüzbinlerce yabani fidan ve bu fidanların aşılanmasında kullanılacak aşı kalemlerini temin edip, ücretsiz dağıtmış.

Yasin Tokat, bağların ardında yükselen bembeyaz bir dağ gösterdi. Bembeyaz. Uzaktan ne olduğunu anlamadım.

Meğer toprağı üzüm ekilir hale getirmek için, bağlardan elle tek tek ayıklanan taşların oluşturduğu dağmış…

Eskiden 50 ton şaraplık üzüm bulunamayan Güney ilçesi, böyle bir zahmetin karşılığında bugün onbinlerce ton kaliteli şarap üzümü üretiyor ve refah içinde yaşayan çiftçilerin mutlu beldesi. Türkiye’nin en önemli şarap üreticileri, bu üzümleri kullanıyorlar.

Pamukkale Şarapçılık’ın elli yıllık tarihçesi, idealist ve birbirine saygılı olduğunca yaptığı işe sevdalı Tokat ailesinin, yaşadığı coğrafya ile paylaştığı bir başarı öyküsü.

Şarap, güneş dolu bir sudur.
Galileo

«G» NOKTASI

Pamukkale Şarapçılık, şarap ihracatında Türkiye’nin üç büyük firmasından biri. İşletmenin yurtdışında ödül alan bir ürünü, İngiltere’de Mark&Spencer’in raflarındaki 800 çeşit şarap arasında tek Türk şarabı.

Yasin Tokat, AKP iktidarının yürürlüğe koyduğu alkol satışını düzenleyen yasaklarla ilgili olarak : «50 yıldır canımızı dişimize takarak verdiğimiz emekle, bunu hak etmedik. Başarımızla Times’da haber oluyoruz, Türkiye’de bu haberin sözünü edemiyoruz. Gönlümüzden gürül gürül rafting nehirleri akıyordu, küreğimizi kırdılar,» diyor.

Meğer şimdi uygulanan yasaklar, bundan sonra gelecek yasakların sadece bir bölümüymüş. İkinci volesi de olacakmış yasanın.

Ülkeyi tüm motorları çalışır halde apronda bekleyen bir uçağa benzeten kafalar, hem Türkiye’yi uçuramadılar, hem de uçmayı başaran Türkiye’yi « bizden değil » diye havada vuruyorlar!