GÜZE GİRERKEN

Yaz ayları geride kaldı.

İstanbul’da sonbahar Eylül’ü bile beklemeden Ağustos ortalarında yüzünü gösterir.

Yazın büyük bölümünü İstanbul dışında geçirdiğim için bu kez de öyle mi oldu, bilmiyorum.

Fakat Eylül’ün sonuna yaklaşmakta olduğumuz şu günlerde İstanbul bir sonbahar yaşıyor.

Mevsim sonu ya da yeni bir mevsimin başladığı dönemdeki yazılarımda genellikle şiirlerden söz eder, sevdiğim şiirlerden örnekler veririm.

Bu kez öyle yapmak içimden gelmiyor.

Geçmiş yazdan, yaz yaşantılarından da söz etmek istemiyorum.

Nedenini biliyorsunuz.

Hapisteki dostlar, yurtseverler, süregiden adaletsizlik, zulüm, aklımızdan çıkmıyor, çıkması da gerekmiyor.

İnsansak. Vicdan ve ahlâk sahibiysek…

***

Twitter’de beni izleyen kimi arkadaşlar, şiirden çok az söz edip, neredeyse bütün iletilerimin siyaset üzerine olmasından yakınıyorlar.

Böyle olmasından ben de sıkılıyorum.

“Sözcüklere acıyınız” diye bir söz kalmış aklımda.

Şiir için, güzel duygular için kullanılmayan sözcüklere acıyorum gerçekten.

Sanki dil de yıpranıyor, örseleniyor duygularla birlikte.

Fakat başka nasıl olabilir?

Ülkeniz zulüm altındayken ve bütünüyle gezegen sıkıntılı bir süreçten geçmekteyken, hiçbir mutluluk duygusu tam olarak yaşanamaz, yaşanmamalı…

***

Daha önceki bir yazımda da söz ettiğim gibi, kötünün daha kötüsü, bir yalan ortamında yaşamaktır.

Zulmün bile bir tutarlılığı olmalıdır.

F Tipi Cezaevleri, “yaşama dönüş” gibi utanç verici, bağışlanamaz bir yalanla başlamıştı…

Günümüzde iktidarı ele geçiren baskıcı, gerici siyaset, yalanı bir siyaset yapma biçimi olarak kullanıyor.

Barış diyorlarsa, bilin ki amaçları savaştır.

Onların dilinde özgürlük sözcüğü, kölelikle eş anlamlıdır.

Açılım dedikleri, daha çok kapanmaktır.

Sevgi, inanç, duygu, cesaret, özveri, dayanışma… bütün insanca duyguların, erdemlerin, çamurlara bulandığı, değer ve kan kaybettiği bir dönemden geçiyoruz…

Şu son satırı yazmakta olduğum anda çalan telefonumdan Fazıl Say’ın yeniden 10 ay hapis cezasına mahkûm edildiğini öğrendim.

Güze girerken Türkiye’de hukuk ülkemize bu utancı armağan ediyor…

Kimlerle, nasıl insanlarla bir arada yaşamakta, aynı havayı solumaktayız…

Bu lanetten, nasıl, hangi yolla, hangi yöntemlerle, hangi sabırla, hangi olanaklarla, ne yaparak, ne söyleyerek, nasıl davranarak kurtulacağız…

Türkiye kapatıldığı bu zindanı nasıl paramparça edip aydınlığa, özgürlüğe çıkacak…

***

Sevdiğim güz mevsimi, özellikle Eylül ilerlemekteyken, mutlu olmasam da asla karamsar değilim.

Türkiye’mizin, cins bir atın sahte biniciyi üzerinden atıp ayaklarının altına alarak rezil etmesi gibi, hak etmediği bu pislikten kurtularak pırıl pırıl arınacağından kuşku duymuyorum…

Yeter ki güzün dirilticiliğine, derin akan halk ırmağına ve gençliğin her an taşmaya hazır enerjisine inancımızı yitirmeyelim, lâyık ve hazır olalım…