EY VİCDAN NEREDESİN?

Elime aldım ve bırakamadım… Önce merakla, iştahla , daha çok, daha çok öğrenme tutkusuyla çeviriyordum sayfaları… Kimi sayfada tanıklık ettiklerimi, bildiklerimi ya da nicedir unuttuklarımı yeniden anımsıyor; kimi sayfada gülümsediğim bile oluyordu…. Kimi sayfada eşsiz bir dostluğa ya da "haddini bilerek" siyaset üretmeye çalışanların çırpınışlarına tanıklık ediyordum. Sonra… Sonra sayfalar boyunca ilerledikçe önce gülümseme gitti yok oldu …Sonra … Sonra cinayeti gördüm… Sonra… Sonra akıl almaz bir oyun bir "müsamere" başladı… Sonra acı, kahroluş… Sonrası göz göre göre… (hangi sözcükleri seçsem ki… içimdeki isyanı ve acıyı tarif etmeye hiç biri yetmez…) Sonrası göz göre göre içinde yaşadığım, ait olduğum bu ülkenin "Adalet" dediğimiz o şey tarafından aşağılanması… Sonrası: İçimde duyduğum, okyanuslar dolusu gözyaşlarımın silemeyeceği o korkunç utanç!

Ben de utanç duyuyorum…

Fethiye Çetin’in "Utanç Duyuyorum! " adlı kitabından (Metis yayınları) söz ediyorum. Kitabın alt başlığı "Hrant Dink Cinayetinin Yargısı".

Fethiye Çetin sadece Dink ailesinin avukatı değil ayni zamanda güçlü bir yazar. (Bakınız: "Anneannem" adlı kitabı)

"Utanç Duyuyorum "un ilk bölümünde Hrant Dink’in nasıl adım adım suçlandığı , aleyhine açılan davalar, tehditler ve bunlara karşı Hrant’ın insanın içini parçalayan çırpınışları anlatılıyor.

Türkiyeliyim… Ermeniyim… İliklerime kadar da Anadoluluyum." diyen Hrant’ın sekiz makaleden oluşan yazı dizisinden tek bir cümleyi koparıp; o cümleyi "Türklüğü aşağılama" diye niteleyip açılan bir dava… (Tanrım benim doğru anladığımı, koca koca hakimler savcılar nasıl yanlış anlar! O tümce "Soykırım" tanımına hastalıklı biçimde bağlananlara, "soykırım"ı bir saplantı, bir fobi haline getirmenin Ermenileri zehirlediğini anlatıyordu!) Sonrası çorap söküğü gibi geldi. Kışkırtmalar, medyanın provokasyon, tehdit ve karartma görevi; antidemokratik yasalar… Cinayet göz göre göre işlendi.

Herkes Okumalı

Kitabın ikinci bölümü Fahriye Çetin’in "Bildiklerim ve Sezdiklerim" başlığını taşıyor. (Hrant’ın "Niçin hedef seçildim?" yazısından ödünç alınmış bir başlık. ) Bu bölümde Fahriye Çetin duyduklarını, gördüklerini, gelen haberleri, ihbarları , soruşurma , kovuşturma sürecinde soruşturulmayanları , dokunulmayanları; cinayet sonrasında gösterilmeyenleri, üstü örtülenleri anlatıyor.

Hrant aracılığıyla Savcı Doğan Öz’den Abdi İpekçi’ye , nice sözde "Faili Meçhul"e götürüyor bizi yazar.

Bu ülkede yaşayan herkes okumalı kitabı. Hele hele Dink davası yeniden görülmeye başlanmışken…

Vicdanı olanlara:

Dün tüm gazetelerde Dink Davasının yeniden başladığına ilişkin haberler vardı. Cumhuriyet’te Hilal Köse’nın haberinde, Dink ailesinin "Artık biz yokuz, bu müsameriyi daha fazla görmek isteniyoruz" diyen mektubunun bir bölümü vardı.

Mektubun bir başka bölümü de şöyle:

"İktidar, kendi döneminde işlenen bu cinayeti ‘namus’ meselesi haline getirmek yerine koz olarak kullanmayı, silah sadece kendilerine doğrultulunca suçluları yargılamayı, Cumhuriyet tarihi boyunca yüksek sesle insan hakları mücadelesi vermiş tek Ermeni’nin öldürülmesini yok sayıp ‘Bizim zamanımızda faili meçhul cinayet olmamıştır’ diye böbürlenmeyi seçti. Cinayetin hemen ardından “Bu kurşun Türkiye’ye sıkılmıştır!” demek, ama sonra bu icraatı göstermek, onursuzluktur. Doğrudur! Bu cinayet faili meçhul değildir: Fail, muhalefeti ve iktidarı, askeri, polisi, istihbaratı ve yargısıyla, devlettir".