“ORMANA GİTSİNLER!”

Ray Bradbury’nin Bilim kurgu başyapıtı “Fahreinheit 451” ikahramanın ormana kaçmasıyla sona erer.

Kitapların yasaklandığı, özgürlükler üstündeki baskının dayanılmaz boyutlara ulaştığı, diyarda, özgürlükten yana olanlara ormandan başka bir çare kalmamıştır.

Başbakan’ın yeşili ve ağaçları korumak isteyen, ODTÜ lü öğrencilere ormana yerleşme tavsiyesi bana bunu hatırlattı.

Gerçekten de, kitapların yazarların, gazetecilerin özgürlüklerin üstünde baskının yoğunlaştığı, yeşilin vahşi bir talanın kurbanı olduğu, kentlerde yeşil tutkukununa ormandan başka, yer bırakmadı Başbakan.

Bırakmadı bırakmasına da, AKP’nin talan ve yağması ormana kadar uzandığından yakında gidecek orman da kalmayacak. Dün konuyu tartıştığım, Asya yakasının yeşil kalmış köşelerinden birinde oturan bir dostum şunları söylüyordu:

-Ormana grayderleri sokmuşlar, karım uyarıyor “kalk şikayet et Esat!” kime şikayet edeyim, ormanı katleden şikayet edeceğim makamın bizatihi kendisi.

Sonra hüzünle ekliyor:

-Neyse karşımızdaki ormanlığı mezarlıklar müdürlüğüne kiralamışlar da.

Acı acı gülümsüyor:

-Eskiden iyi ki TSK var da, bu alan yeşil kalmış derdik, Şimdi onlar da TOKİ’ye gidiyor, tek umut kalıyor : mezarlık.

***

Başbakan ormana gitsinler buyuruyor ama, saye -i alisinde orman da kalmadı.

Pek ünlü bir hikayedir. II. Mahmut 1826 da, Yeniçeri ocağını, çok kişiyi ve bu arada bir çok Bektaşi önde gelenini kılıçtan geçirerek, kaldırdıktan sonra, bir gün kırlarda gezerken, bir Bektaşi dervişine rastlar, hatır sorar:

-Canlardan ne haber erenler?

Bektaşı yerlere kadar eğilir ve acı acı gülümseyerek yanıtlar:

-Saye – i Aliniz de Padişahım Erenler’de can mı kalmıştır?

Başbakan’ı dinleyip, insanlar ormanlara kırlara sığınacak ama; sayelerinde yakında orman da kalmayacak. Artık yeşil umudu olarak tek mezarlıklar var.

Bşbakan kızıyor, Gezi’yi savunana, Gezi’de direnene ve de savunanı savunana, savaşa karşı olana kızıyor.

Nasıl yeşili koruyana ormanı adres gösteriyorsa, şu anda Suriye ile sürdürdüğümüz örtülü savaştan daha beterine tevessül edilmesin diyenlere, de “Çanakkale Savaşına da karşı çıksanıza!” yanıtını veriyor.

Kurnaz adam, mugalata yapmak istediğinde, tartışırken, ya akıl ya da edep ölçülerini aşar. Kendini dinleyen sivri akıllıyı etkilemekten çok, karşı tarafa kurulmuş bir tuzaktır bu.

***

Bir tartışmada, karşınızdaki akıl ve edep sınırları aştı mı bilin ki, bu yalnız enayi iknaya yönelik bir girişim değil, aynı zamanda da bir tuzaktır.

Bu durumda yapılacak şey, hiç yanıt vermemektir.

Çünkü lafı onun bıraktığı yerden alır da yanıtlamaya kalkarsanız, siz de kaçınılmaz olarak ya akıl , ya da edep dışına taşacak, kurulan tuzağa düşeceksiniz, demektir.

Tayyip Bey, bu yöntemi sık sık kullanıyor. En iyisi ona yanıt vermemek ya da, işi gırgıra vurmaktır.

“Ormana gidin!” mi dedi?

Yanıt olarak “hayhay diyeceksiniz, ormana gidelim de onlar da, 3. köprünün kurbanı oldular. Bir başkasına gidecek olsak, oranın da kanal İstanbul’ için feda edilmeyeceğini kim garantiler? Bari siz bize güvenli bir orman adresi gösterin de maaile oraya gidelim".

İnanın bana başka çare yok.