SİYASAL SKATOLOJİ

İnsanlar, düşüncelerini sözcüklerle ifade ederler. Ama düşünce, zaten iç konuşma demek olup, belleğe yüklenmiş ve anlamı çok iyi kavranmış sözcüklerden oluşur.

Düşünce ile sözcük doğru orantılı olduğu içindir ki, düşüncenin derinliği ya da sığlığını, kişinin belleğine işli sözlüğün geniş ya da dar kapsamı belirler.

Bu yüzdendir ki okumak, yeni sözcükler öğrenmek ve belleğe yeni kavramlar yüklemek; hem düşünce yeteneğini, hem de ifadesini zenginleştirir.

Böyle bir girişten sonra, bir toplumun entellektüel anlamda geri kalmışlığını ya da ileri gitmişliğini gündelik yaşamda kullandığı sözcük sayısına bağlamam, herhalde sizi şaşırtmaz.

Fransa’da yapılan araştırmalar, Fransızların günlük dilde ortalama 2500 kelimeyle konuştuğunu ortaya koyuyor.

Ya Türkiye’de?

İnsanlar kaç kelime biliyor, konuşuyor ki orantısal anlamda bir düşünce geliştirebilsin?

***

Sorunun yanıtını 2009 yılında, 77.incisi kutlanan Dil Bayramı sırasında A.Ü. TÖMER Bursa Şube Başkanı Halil Çağlar vermişti. Türkiye’de ortalama 400 kelimeyle konuşuluyor, oysa İngiltere’de 2000 kelime kullanılıyormuş.

Ortalama İngilizle ortalama Fransızın düşünce boyutları, aslında eşittir. Kullandıkları kelime sayısındaki fark, İngilizce’nin Fransızcadan daha sade ve eklemsiz bir dil olmasından kaynaklanıyor.

Ülkemizdeki dil, dolayısıyla düşünce yoksulluğu ise apaçık.

Deyin ki 2009’dan 2013’e, ortalama 400 kelimeyle konuşulan Türkçe, 500 kelimeye çıktı. Aradaki fark hala çok derin.

Türkiye’yi dünya ekonomisinde 17.sıraya yükseltmekle övünen AKP iktidarının, toplumun ortalama entellektüel düzeyini bir gıdım yukarı çıkaramadığı besbelli.
Nereden, nasıl mı belli?

Sayın Başbakan’ın “zorla tutuyorum” dediği nüfusun, kuşkusuz elinden kaçıp sahaya inince gösterdiği dil ve düşünce performansından!

***

Sosyal medya, insanların uzun ya da kısa mesajlarla ilinti kurduğu bir “söz” ortamı. Elbette sohbet var, ama siyasal polemik ağır basıyor.

İşte bu ortamda, özellikle 140 karakterle sınırlı (yani 140 kelime bile değil, işaret!) Twitter yazışmalarında AKP’nin çevresinde örgütlenen “bindirilmiş kıtalar”ın söz düellosuna bakıyorsunuz, kadın erkek hiç birinin kelime dağarcığı, belden yukarı çıkamıyor.

Güya söz düellosunda, ancak ve ancak genital organlarını konuşturabiliyorlar. Çok sevdikleri Başbakanı, görüşlerini paylaştıkları AKP’ni överek savunmak yerine; muhalifleri genital organlarıyla döverek, cinsel anlamda söverek, en çok da ırzına geçerek, tercihen toplu tecavüzle ortadan kaldırmak eğilimindeler.

Hep belden aşağı ve cinsel içerikli saldırıdan ibaret siyasal sohbetlerinde, sürekli toplu tecavüz önerilerinde bulunmaları da, tıpkı çoğunun bir yumurta simgesinin arkasına saklanması ya da sahte kimlik alması gibi ilginç bir toplumsallığı işaret ediyor.

***

Sosyal medyada AKP çevresinde örgütlenen bu küfürbaz yandaşların hiç biri, bireysel cesaret sahibi değil. Sürü halinde güçlü duyumsuyorlar kendilerini. Hedefteki muhalife toplu tecavüz eğilimi de zaten bireysel ezilmişliklerinin bir göstergesi.

İstisnasız hiç biri “skatolojik” evreyi atlatamamış, “skatofil” eğilimlerini zaten 400 kelimeyle sınırlı dil ve düşüncelerine taşımış kişiler.

Ayrıca bu söylediklerimden de bir şey anlamaz, çünkü ne “skatoloji” nedir bilirler, ne “skatofil”…

Skatoloji, dışkılara ilişkin söz ve yazı düşkünlüğüdür. Skatofil de dışkı düşkünlüğünü cinselliğine taşıyan sapıktır.

En masum biçimi, konuşmaya başlayan çocukların “ayıp” dendikçe tekrarlamaktan hoşlandığı çiş, kaka, pırt söylemi olup, zaten cinselliğin keşfi de çocuğun çişinin nereden, kakasının nereden çıktığına gösterdiği yakın ilgiyle başlar.

Ortalama 400 kelime konuşan bir toplumda, matematik bir hesapla nüfusun yarısının sözcük dağarcığının 200 kelimeyi geçmediği düşünülecek olursa…

Bazılarının söz üretemeyince “çiş, kaka” evresine dönmesi ve artık çocuk da olmadıkları için genital organlarıyla konuşmaya çalışması, işte böyle bir zavallılıktan kaynaklanır.

Maymun ne kadar yükseğe çıkarsa, kıçı da o kadar görünür.
François Olivier

“G” NOKTASI

AKP’nin taban ortalaması 400 kelimeyle konuşunca, tavan ortalaması da 1000 kelimeyi aşamıyor. İftira atmak gerektiğinde, çareyi çocukken belledikleri ayıp ve günahları sıralamakta arıyorlar.

Başbakanın sözcük dağarcığı zengin, dolayısıyla Bezm-i Alem camisine sığınan gençleri, içki içmekle suçlamıştı.

İddiayı fos çıkaran müezzini, böbrek hastası oluşuna bile acımadan, sürdüler…
Diyanet’ten sorumlu Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın, fos iddiaya “Orada afedersiniz torbalara idrar boşaltılıp oralara konuluyor,” yalanını eklemesi, bence kayda değer bir gelişme.

Sayın Bozdağ, hiç olmazsa çiş yerine idrar demeyi öğrenmiş.

Ama skatoloji evresini aşamayanlar, bizim yetiştirdiğimiz çocuklar değil.

Orada, oralarıyla en çok ilgilenenlerin kimler olduğu besbelli!