DEMOKRASİ BUNUN NERESİNDE?

Harfler sözcükleri, sözcükler tümceleri oluşturup düşünceleri ifade ederler. 
Düşünceler özgür değillerse tümceler de, isimler de, sıfatlar da, fiiller de, harfler de özgür olamazlar.
Düşünceleri yasakladıktan sonra, harfler üzerindeki yasağı kaldırmışsın neye yarar?
Şu anda durum nedir? “W”, “Q” ve “X” kullanmadan yazdığın yazılar, Tayyip Erdoğan’ı veya iktidarını eleştiriyorsa suçtur, ama eğer onları övmek için yazılmışlarsa, yasak harflerle yazılmış olsalar bile makbuldürler.
Peki de demokrasi bunun neresinde?
2013 Türkiyesi’nde, hiçbir şey demokrasi paketi kadar zorunlu olamaz. Çünkü düşünce ve ifade özgürlüğüne şiddetle ihtiyaç var, toplantı ve gösteri özgürlüğüne gereksinim duyuluyor.
Bağımsız yargı değil, bağımlılığı müeddep sınırlar içinde kalan, bir yargıya öylesine ihtiyaç duyuluyor ki, sormayın.
İnsanlar demokrasiyi değil demokrasi benzerini bile özlüyorlar.
Böyle bir ortamda demokrasi paketi sevinçle, coşkuyla karşılanmaz da ne olur?

***

Ama 30 Eylül Pazartesi günü açıklanan paketin özgürlükle, demokrasiyle falan uzaktan yakından ilgisi yok. 20 Temmuz 1974 Kıbrıs harekâtı ne denli barış eylemi idi ise, 30 Eylül 2013 paketi de o kadar demokratiktir.
Düşüncenin yasağını kaldırmadan harflere özgürlük veren metni demokrasi paketi diye sunarak kimse kimseyi kandırmasın!
Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nden geçerken Nevşehir Üniversitesi’ni, Hacı Bektaş Veli Üniversitesi olarak anarak ya da Çingene nefretini doruğa vurdururken Roman Enstitüsü açıyorum diye kimse insanlarla kaba biçimde alay etmesin!
Eğer amacımız demokrasiyse bilelim ki, bu paketin demokrasi getirdiği de yok, öyle bir şey istediği de…


Yok, eğer olaya Dengir Mir Mehmet Fırat gibi, “Kürtlerin temel hak ve özgürlüklerini” saptamayı amaçlayan bir metin olarak bakıyorsanız, o zaman da yine aynı noktaya gelir tıkanırsınız. Çünkü eğer bu metin ülkenin tümündeki özgürlük ve demokrasi sorunlarını çözemiyorsa, hiçbir anlam taşımaz. Çünkü nasıl Diyarbakır’da esirken Taksim Gezi’de özgür olamıyorsan, Taksim Gezi’de esaret hüküm sürerken Diyarbakır’da özgürlük egemen olamaz.
Ama eğer, birinci sorunun özgürlük ve demokrasi olduğunu düşünmüyor, onun yerine sonu ayrılığa varan salt bir etnisite sorununu yerleştiriyorsan, iş değişir.

***

O zaman Taksim Gezi ve Diyarbakır özgürlük ve demokrasi bağlantısı kalmaz. 
Olaya yaklaşımı bu olanların ve özgürlüğü böyle algılayanların da Tayyip Erdoğan’ın açıkladığı paketten tatmin olacaklarını düşünmek de mümkün değil.
Nitekim ilgililer, Tayyip Bey’in paketini yetersiz bulduklarını açıkladılar.
Bu açıklamalarda talep çıtasını yüksek tutmanın da etkisi olduğu yadsınamaz. Yoksa özel okullarda içeriği Milli Eğitim Bakanlığı’nca belirlenip denetlenecek anadilinde eğitim (bazı dersler zorunlu olarak Türkçe verilecek) yine de bu yolda yeni ve ileri bir adım olarak kabul edilebilir.
Anayasada yer alacak olan Kürtçe eğitimin tümüyle bu pakette yer almasını beklemek zaten şu an için mümkün değildi. Tayyip Erdoğan bunu göze alamazdı.
Zaten bugünkü ortamında, çözüme yöneliş, bölgede iktidarın fiilen el değiştirmesine göz yumulması yoluyla, bir şey olmuyormuş gibiyken bir şeylerin olmasıyla gerçekleştiriliyor.
Bu açıdan paket ne demokrasi içeriyor ne de Kürtlerin taleplerini tam tatmin edecek çözüm önerileri; peki bu durumda başarı sağlayabilir mi?
Demokrasi ve kimi Kürtlerin beklentileri açısından hayır. Ama Tayyip Erdoğan’ın seçim hesapları açısından aynı şey söylenemez.
Bu paket akıl ve çözüm açısından değilse de kurnazlık bakımından zengindir.