AÇILA SAÇILA KAPANAN DEMOKRASİ…

“Tarih, 5 Mayıs 2006. Alparslan Arslan adında bir avukat ve arkadaşları tarafından Cumhuriyet gazetesine el bombası atıldı. Sebep, türbana ilişkin bir karikatürdü. Bu bomba patlamadı.

Tarih, 10 Mayıs 2006. Alparslan Arslan ve arkadaşları tarafından Cumhuriyet gazetesine ikinci kez el bombası atıldı. Bu bomba da patlamadı. Oysa kısa süre önce bomba atılmış bir gazetede, polis tarafından gözle görünür bir güvenlik tedbiri alınmamıştı, üstelik ikincisinden sonra da alınmayacaktı. Bombayı atanlar tüm MOBESE kameraları tarafından kaydedildiği halde her nasılsa yakalanamadı. Yeni bir saldırıya davetiye çıkarıldı.

Tarih, 11 Mayıs 2006. Alparslan Arslan ve arkadaşları tarafından Cumhuriyet gazetesine üçüncü kez, güpegündüz el bombası atıldı. Bu bomba patladı. Yine tüm MOBESE kameralarına, çevre dükkanların, bankaların güvenlik kameralarına kaydedilen ve kaçan Alparslan Arslan, elini kolunu sallayarak bir hafta boyunca aynı bölgede dolaştı. Olay yerindeki dükkanların kamera kayıtlarını incelemek dahil, en önemli araştırmalar nedense yapılmadı. Alparslan Arslan’a Danıştay cinayetini işlemesi için adeta fırsat verildi.

Bu sistemli ihmallerin nasıl yapıldığını ilerde açıklayacağız ; fakat önce daha vahim bir bilgi aktarayım: Ergenekon yargılamalarında belgeler incelenirken, Alparslan Arslan’ın 7 Mayıs 2006’dan öteye telefonunun dinlendiği ortaya çıktı.

***

Tarih, 15 Mayıs 2006. Ceyhan Mumcu’ya gelen birisi (Mumcu’nun beyanına göre Mason locasına kayıtlı biri) Danıştay ve Yargıtay’a saldırı olacağını açıkladı. Ceyhan Mumcu bu bilgiyi birçok gazete ve yayın organına ulaştırdı, ama hiçbiri bu konuda yayın yapmadı.

Alparslan Aslan, yanına Osman Yıldırım, İsmail Sağır ve Erhan Timuroğlu isimli arkadaşlarını da alarak 15 Mayıs akşamı Ankara’ya gitti. Bir otele yerleştiler. 16 Mayıs’ta Danıştay binasında keşif yaptılar.

Tarih, 17 Mayıs 2006. Saat 09.30. Alparslan Arslan avukat kimliğiyle Danıştay binasına girdi, bir gün önce yerini öğrendiği 2.Daire’ye yöneldi. Hiçbir engelle karşılaşmadan kapıyı açtı ve heyetin üzerine mermi yağdırdı. Defalarca koruma talep ettikleri halde bu talepleri reddedilmiş 2.Daire üyelerinden Mustafa Yücel Özbilgin şehit oldu. Başkan Mustafa Birden, Üye Hakim Ayfer Özdemir, Ayla Gönenç ve Tetkik Hakimi Ahmet Çobanoğlu yaralandı.

Cinayet işlendiği sırada Alparslan Arslan’la birlikte Ankara’ya gelen İsmail Sağır ve Erhan Timuroğlu, oteldeydiler. Otel kayıtlarına ve arkadaşlarının ifadelerine göre dışarıda olan Osman Yıldırım hemen otele döndü, arkadaşlarını aldı ve otobüs terminaline götürüp İstanbul’a yolladı. Kendisi de Nevşehir’e ablasının yanına gitti.

Katil Alparslan Aslan, Danıştay binasından çıkarken, diğerleri de gittikleri yerlerde yakalandılar.

Cinayetin nedeni, Danıştay 2.Dairesi’nin başörtülü bir anaokulu öğretmeniyle ilgili verdiği ve çok tartışılan karardı. Okulda başörtüsü kullanmayan öğretmenin, okula geliş ve gidişlerinde de başörtüsü kullanamayacağına hükmedilmişti. Başbakan Erdoğan kısa süre önce bu kararından dolayı Danıştay hakkında zehir zemberek bir açıklama yapmış ve hemen arkasından da Vakit gazetesi ‘İşte O Üyeler’ manşetiyle saldırıya uğrayan Danıştay üyelerini, fotoğraflarını yayımlayarak hedef göstermişti. İşte o üyeler, şimdi dinci şiddetin hedefi olmuşlardı.”

***

Yukarda okuduğunuz satırlar, Oktay Yıldırım’ın Silivri cezaevinde yazdığı 17 Mayıs 2006 9:45* ana başlıklı belgesel kitabından özet alıntılardır.

Devamını ben getireyim.

Oyunun son perdesi şöyle açıldı:

Tarih 23 Eylül 2013. Adalet Bakanı Sadullah Ergin, toplam 147 bin 304 kişi kapasiteli cezaevlerinde 131 bin 649 tutuklu ve hükümlü olduğunu açıkladı ve müjdeyi verdi: Önümüzdeki 5 yıl içinde 207 yeni cezaevi daha hizmete girecek.

Tarih 30 Eylül 2013. Başbakan Erdoğan, yine bir demokrasi paketi açtı. AKP’li Türkiye’ye zaten yakışmayan “Türküm, doğruyum…” andının kaldırılacağı ve kamuda tesettüre özgürlük müjdesini verdi.

Tesettür özgürlüğünün aslında kadın başı yasağı olduğunu düşünecek olursanız, bu iki müjdeyi birleştirince perdenin neyin üstüne indiğini söylememe, bilmem gerek var mı?

*OKTAY YILDIRIM, Danıştay’dan Ergenekon’a Bir Suikastın İçyüzü/ Kaynak Yayınları, 2013

Sansürün en uç tezahürü, cinayettir.
Georges Bernard Shaw

“G” NOKTASI

Sana şiirle gelsem
Şşt şşt desem
Ses verir misin?
Bir selam
Bir söz
Unutulmuş bir şair
Kalp köşesinden sesleniyor
Sana şiirle geldim
Hangi rengi istersen
Gözlerinde
Eteğinde
Kelimelerinde
Sana güneşle geldim
Hangi pırıltıyı istersen
Kalbinde
Ellerinde
Kelimelerinde
Bir ses verir misin
Kelimelerinle

REFİKA TORAMAN

Y.N. Bana bu güzel şiirle seslenen özel okurum Refika hanıma teşekkür ediyorum. Siz bu satırları okurken, ben Antalya Altın Portakal Film Festivali’ne doğru yola çıkmış olacağım. Gelecek çarşamba, güneşli gökyüzü altındaki beyaz perdeden haberler vereceğim, sizlere.