ALTIN PORTAKAL 50 YAŞINDA

Antalya Altın Portakal Film Festivali yarım yüzyılı deviriyor. Türkiye gibi istikrarsızlıklar cennetinde kesintisiz 50 yılı geride bırakmak görkemli bir başarıyı da işaret ediyor.
Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Prof. Dr. Mustafa Akaydın festivalin içeriğine ilişkin bilgiler verirken; Gezi Parkı’nda patlama yapan gençlik enerjisine güzelleme yapıyordu:

“Değişimin simgesi gençlik deneysel girişimin, hakikat ve adalet arayışının toplumsal dönüşümün öncüsü olmaya devam ediyor. Baskı rejimlerine haksızlık ve tahakküme karşı duruşun, dostluğun ve dayanışmanın temsilcisi olmaya devam ediyor gençlik…”

Başkan Akaydın “50. Festivali gençliğin sinemamızdaki etkisini gözeterek hazırladık” dedi.

Altın Portakal’a bu yıl rekor başvuru olmuştu. Tam 68 yeni film Antalya’da yarışmak istemişti. Geçmiş yıllarda tek haneli toplam başvuruların yapıldığı göz önüne alınırsa 68 sayının değeri daha iyi anlaşılabilir.

Altın Portakal’ın Prof. Dr. Mustafa Akaydın döneminde en fazla dikkat çeken özelliği “vefa” duygusunun varlığı oldu. Sinemanın bütün emektarlarına karşı saygı duruşu yapıldı. Beyaz perdenin yıldızlarıyla beraber, seyircilerin yüzlerini hiç görmedikleri isimlerini bilmedikleri Yeşilçam kahramanları, Altın Portakal Onur Ödülleri ile sahneye davet edildiler.

50.Altın Portakal bu çizgi üzerinde ilerliyor!

Gezi Parkı her yerde

50.Altın Portakal açılış gecesinin unutulmayacak pek çok bölümü vardı. Başta sinemaya en fazla müzik bestelemiş olan Cahit Berkay’ın, şef Cem Öget yönetimindeki Antalya Senfoni Orkestrası eşliğinde verdiği görkemli konseri saymak gerekiyor.

Kraliçe zarafetindeki Işık Yenersu’nun şu kısa cümlesini de yazmalıyız. Yenersu Altın Portakalın geride kalan dönemi için “50 yıldır gördük ki” dedi:

-Her yer sinema, her yer direniş!

Sahneye Şerif Gören geldiğinde salonu, Işık Yenersu’nun yaydığı Gezi Havası kaplamıştı. Gören kendisinin pek çok şeye karşı aykırı bir kişilik olduğunu belirtti.

Ardından da sıraladı:

-Sansüre karşıyım, baskıya karşıyım, savaşa karşıyım, idama karşıyım…

Alkışlar kopmuştu. Gören eleştirilerini kendine çevirdi:

-İçimdeki oto-sansüre de karşıyım!

Elini ceket düğmesine götürdü, düğmeyi çözdü:

-Çünkü ben ÇARŞI’yım!

Şerif Gören’in içinde siyah bir ÇARŞI tişörtü vardı.

Yetmişinde Güzel!

Fatma Girik beyaz elbisesi içinde bir kuğu gibi sahneye geldi. Onun en büyük özelliği olan samimiyeti sahneye yayılıverdi. Yeşilçam’daki çekim teknikleri için kestirme yoldan herkesi aydınlattı:

-Kamerayı sabunlanmış şaryo düzeneği üzerinde kaydırırdık!

Girik bu kadar eskilere gidince “bunları anlatmayayım, yaşım ortaya çıkıyor” dedi.

Sunucu Mete Horozoğlu, “siz sinemaya erken başladığınız için…” diye bir giriş yapıyordu ki, Fatma Girik, “Fato” olduğunu gösterdi:

-Erken falan başlamadım, 70 yaşındayım!

Güzel kadın her yaşta güzeldir, sözü Fatma Girik ile bir kez daha doğrulanmış oldu.

Salondan büyük bir alkış koptu. Fatma Girik’le birlikte sahneye Şevval Sam da davet edilmişti “ödül verici” olarak…

Birbirlerine o kadar benziyorlardı ki, herkesin aklından geçeni Şevval anlattı:

-Bir gün Annemin şarkı söylediği lokalin kulisine Fatma Girik gelmişti. Annem ‘gel sana kızımı tanıştırayım’ dedi.

Fatma Girik, mavi-gri gözlerle karşısında duran küçük kıza bakıp, Leman Sam’a dönüyor:

-Bu senin değil benim kızım, bana daha çok benziyor!

Şevval Sam sahneden inmeden ekledi:

-Fatma Girik de benim annemdir!

Yıldız adayı Nebahat Çehre

Altın Portakal’ın açılış gecesi duygusallıklarla doluydu. Sahneye gelen Yeşilçam yıldızları bir kaç cümleyle geçmişten kalan güzel anıları paylaştılar. Mesela Nebahat Çehre sinemayla olan ilk ilişkisini anlattı:

-Bir senaryo getirdiler, ben hoppa bir kızı oynayacağım!

Çehre, senaryoyu okuyor sonra kararını veriyor:

-Ben böyle bir kız değilim ki!

Film seti kurulmuş, erkek oyuncu Göksel Arsoy da gelmiş, Nebahat Çehre her şeyi bırakıp gidiyor!