“MIŞ” GİBİ YAPMAMAK

Hasan Deniz arabadan indirip dispanserin kapısına “burada bekle enişte!” diye beni dikti, sonra park edip döndü koluma girdi de asansöre öyle gittik. Bir gün önce geçirdiğim ameliyattan dolayı gözüm batıp sulandığından ayakta duramıyordum.

Ben zar zor gidebildiğim göz muayenesini olurken, Deniz Teztel toprağa veriliyordu.

Deniz Cumhuriyet’ten mesai arkadaşımdı, Çocuğum yaşındaydı. Ama kalleş ölüm ne gözünün yaşına, ne de sıraya bakıyor.

Bütün Barış Derneği sanıkları gibi, benim de hayatımda 12 eylül döneminde, sıkı yönetim davalarını izleyen Deniz Teztel’in özel bir yeri vardır.

Gazeteci olayları yakından izler ve yansıtır. Gazeteci taraf olmaz, olayı yaşamaz, yalnızca izler.

Bizim küçük çilli kız, her şeyi iyi kavrar, özetler, yansıtır, zaman zaman gazeteye iletmek istediklerimizi haykırdığımızda zihnine kazırken, duruşmaları yalnız izlemez aynı zamanda yaşardı da, o zulmün sadece tanığı değil, aynı zamanda kurbanıydı.

Moralimizi etkilememek için göz yaşlarını, bizden gizler, içine akıtırdı. Görmüştüm.

Sonra tutuklu sanık olarak, mahkeme sıraları ve hapishane ranzalarında yerini de aldı.

Ölümünden sonra Mine Sirmen şunları söyledi.

-Dirayetliydi, her şeye hakimdi. Onu görünce içimde güven duygusunu uyanırdı hep.

Deniz diğer sıkı yönetim tanıkları gibi benim de, hepimizin de meleğiydi.

***

Dolu dolu coşar, koştu mu deli gibi koşar, dolu dolu küfreder, kucak dolusu sever, kavga etti mi, ölümüne eder, özel mi özel, güzel mi güzel bir deli dolu ademdi.

Ölümünden sonra, onun bu yanını dile getirinlerin sözleri okuyunca hep Muammer Aksoy’un Uğur Mumcu’ya o hiç sönmeyen, coşkusuyla şu seslenişi gelir aklıma:

-Uğurcuğum bütün doğru dürüst adamlar biraz delidir.

Zaman zaman, kısa tutmasını istedikleri gazete yazılarını söylenen boyutta gönderirken, altlarna tam altı misli dip notu ekleyen Muammer Hoca’nın da, lakabı Deli Muammer’di ve o bundan yüksünmek ne kelime keyif alırdı. Deliliğin, herkesin ulaşamadığı yüksek bir mertebe olduğunu o keskin zekasıyla fevkalade kavramıştı.

Mummer Hoca’nın sözünü ettiği türden bir deli dolu ademdi oyuncu Tincel Kurtuz.

Oyuncu bize yaşamın aynasını tutar, oynayarak.Önemli olan bize yanılsamayı yaşatabilmesidir.Tuncel Kurtiz, bütün büyük aktörler gibi kendi kimliğinin damgasını da vururdu, sunduklarına.

2012 nin nisanında İda Dağları’nda Zeytinbağ’da bir hafta sonunu birlikte geçirdik.

Büyük bilge sanatçının nasıl eli açık gönlü açık olduğunu görmek fırsatını buldum.

***

Daha Deniz’in Tuncel Kurtiz’in ölüm haberlerinin şokunu atlatamadan öğrendim Turgut Özakma’nı yitirdiğimizi.

Türk tiyatrosunun seçkin yazarlarından biriydi, Devlet tiyatrosunun yönetiminde de bulundu, ama en çarpıcı yönlerinden biri öğretmenlik yanı olsa gerekti.

Ziya Öztan ile çok başarılı bir işbirliğinin ürünü olan, TRT yapımı Kurtuluş Dizisinde bir öğretmen titizliğle insanlarımıza, bir belgesel gerçekçiliğini hiç yitirmeden Kurtuluş Savaşı’nın destansı kahramanlığını, bütün topluma anlatmayı başardı.

Onu izleyen Cumhuriyet filminde, dostum Ziya Öztan bana Yunus Nadi rolünü verdi.

Turgut Özakmak’a gidip bölümler alıp geldikten sonra bir gün anlattı Ziya Öztan Hoca’nın şu sözlerini:

-Madem Ali Sirmen oynuyor, Yunus Nadi’yi iki replik daha ekleyelim bari.

Atatürkçlüğün suç olduğu, Türkler’in horlandığı, ezildiği, itilip kakıldığı bir dönemde yazdı milyon satan Çılgın Türkler’i.

Çılgın Türkler en ağır koşullarda boyun eğmeyen pes etmeyen insanların belgesel destanıdır.

***

Bu üç insanın ortak yanı, onları gözümden rahatsız olduğum için yazı yazmadığım bir dönemde kaybetmiş olmamız değil yalnızca.

Her üçünün de ortak yanları, “miş gibi yaparak” yaşamayı reddeden gerçek insanlar olmaları, umudun yıldızını en karanlık günlerde bile parlatmalarıydı.

Onlar bizim umut ışıklarımız teslim olmama irademizdiler.