PORTAKAL ŞİMDİLİK ÖZGÜR, YA YARIN?

AKP’nin yasaklarla donatıp formatladığı Türkiye hızla geriliyor ve kaderin cilvesine bakın ki, on bir yılın sonunda vardığı noktada, toplumsal düşünce yapısı Orta Çağ’ın başındaki İslam ülkelerinden çok, Hristiyan ülkelerine benziyor.

Çünkü Orta Çağ başlangıcında bağnaz ve yobaz olan İslam alemi değil, Hristiyan alemiydi.

Okullardan güya üniformaları kaldıran AKP, giyimden yemek içmeye, okumaktan düşünmeye, gençleri zaten üniformal bir zihne, sansürlü bir yaşama mahkum ediyor. Henüz tam başaramadı, ama koyduğu sınırlar her geçen gün daralıyor, her alana yayılıyor…

Eğitimle daraltılan düşünce ufkunu, ancak ve yalnız sanat açar ya da açamaz. Zaten bağnazlık, özgür düşünceyi temsil ettiği için sanatın düşmanıdır ve zaten yobaz, zanaatkar olur, zanaata sanat der, ama yaratıcı olamaz.

***

İşte Antalya Altın Portakal Film Festivali’ni, Türkiye’nin geleceğine dair bu karamsar duygularla izliyorum. Yeni kuşak yapımcı ve yaratıcıların taze rüzgarlar estirdiği, diri bir güçle şaha kaldırdığı Türk sineması, dört nala ilerleyebilecek mi, yoksa yolu bağnazlığın yasaklarıyla mı kesilecek?

Altın Portakalı tutan tanrıça Venüs heykeli, daha kaç yıl yaratıcı ve özgün sinemanın ödülü olacak ? 50.inci yılını kutlayan bu güzelim festival kaç yıl daha özgürce düzenlenebilecek ?

Özgür ve demokrat Antalya, bağnazlığın pençesine, yobaz ve yolsuzun eline düşmekten kurtulabilecek mi ?

Umut etmek istiyorum.

Şimdilik mutluyum.

Festivalin 50.yılı, sinemaya gerçek bir tutkuyla sahip çıkan Antalya halkının candan katılımıyla, çoşku ve görkemle kutlanıyor.

Geçen pazartesi, Antalya’nın CHP’li Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Akaydın’ın, festivalin Ulusal Yarışma Jüri’sini tanıttığı basın toplantısına katıldım.

***

Türk sinemasının tartışılmaz efsanesi Türkan Şoray’ın ego gösterisine ihtiyaç duymayan dingin ve barışçıl karakteriyle başkanlığına çok yakıştığı 50.yıl jürisi, her biri alanında kalburüstü, çok nitelikli üyelerden oluşuyor : Unutulmaz film müzikleri bestecisi Rahman Altın ; yaşamını sinemaya adayan yapımcı Şükrü Avşar ; fotoğrafçı, televizyoncu ve sinema yönetmeni Reis Çelik ; sinemaya hem senarist, hem akademik kariyeriyle adını, üstelik Oscar ödülüyle kazıyan Prof.Dr. Feride Çiçekoğlu ; sinema yazarı ve tarihçisi Burçak Evren ; tiyatro sanatında uluslararası değerimiz Mahir Günşiray ; çok ödüllü sinema yönetmeni Zekeriya Kurtuluş ; hazırladığı kültür sanat programları ve belgesellerle türk televizyon alemine kalite kazandıran Aslı Öymen ; başarılı sinema yönetmeni Ümit Ünal…

Toplantı sırasında, Reis Çelik, korkularımızı dile getiren bir söz söyledi ve “Sanata Süleymaniye Camisine baktığımız gibi, inanalım ya da inanmayalım, gözümüz gibi bakıp sahip çıkmalıyız,” dedi. Keşke…

***

Ama AKP iktidarının sanata böyle bakmadığı çok belli. Altın Portakal Film Festivali’ne verilen 7 milyon 200 bin TL’lik hükümet desteği, Büyükşehir Belediyesi’ne CHP’li Mustafa Akaydın’ın başkan seçildiği 2009 yılında 2,5 milyona inivermiş. Ellinci yaşını kutladığı bu yıl için için ayrılan hükümet desteği ise sadece 250 bin.

Ne var ki AKP’nin yaptığı kısıtlamalar, çıkardığı engeller, hatta kendi deyişiyle geçmiş yönetimlerden kalan “çok ayıp açıkların” borçlarını ödemek zorunda kalmak bile Mustafa Akaydın’ın hızını kesemiyor, Antalya’yı dünya ölçülerinde modernleştiren çalışmalarını durduramıyor. Çünkü o bir bilim adamı. Üstelik cerrah. Rasyonel düşünen ve mutlaka çözüm üreten biri.

Altın Portakal Film Festivali, CHP öncesi yönetim bütçelerinin yarısına mal ediliyor. Başkan Akaydın, “Yarı maliyete, daha iyisini yapmayı öğrendik,” diyor.

Zaten 2014 yerel seçimleri için CHP’den aday adaylığını açıklayan Mustafa Akaydın’ın rakibi, şu an için AKP’li bir aday değil. CHP’nin eski başkanı Deniz Baykal’ın yaşlandıkça artan bencil hırsı… Baykal, CHP’nin Antalya’da Kemal Kılıçdaroğlu’na yakın Mustafa Akaydın’ın yerine Hasan Subaşı’nın aday göstermesi için çabalıyor. Oysa Akaydın’ın oy potansiyeli, Haziran ayı anketlerine göre %40-45 arasında. Ama Baykal, partisini ilk kez sabote etmiyor ki?

Adı bende saklı bir gazeteci, “Deniz Baykal siyaseten Antalya’da doğdu, Antalya’da batacak!” dedi.

Umarım ve dilerim ki haklı çıkar.

İktidar rüzgarını yakalamak, ölü yaprakların hırsıdır.
Gustave Thibon

“G” NOKTASI

Basın toplantısı sırasında, Türkan Şoray’a “Hiç jürinin gadrine uğradınız mı?” diye soruldu. Türkan hanım herzamanki çekingenliğiyle, önce “Uğramışımdır…” diye yanıtladı. Sonra, içini döktü: “Çevirdiğim bir film, bütün kategorilerde ödül aldı, bir ben almadım. Herkesin ödüllendirildiği bu kadar iyi bir filmde, bir ben mi kötüydüm, bir ben mi rolümü kötü oynadım, diye düşündüm doğrusu…”

Hangi film, hangi yıl, söylemedi, sultan. Hepimizi güldürdü ama, geçmişte epeyce üzüldüğü belliydi.
Geçen yıl, ben de Büyük Jüri üyesiydim. Ve tecrübeme dayanarak söyleyebilirim ki, “O jüride sizi kıskanan mutlaka çoktu, sevgili Türkan Şoray!”