DERSHANELER VE KURAN KURSLARI…

Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı “yeni açılacak dershanelere ruhsat verilmeyeceğini, ocak ayına kadar TBMM’de yapılacak yasal düzenlemeyle de Milli Eğitim Kanunu’nda yer alan dershaneye ilişkin tanımlar ve kuralların çıkarılmış olacağını” söyledi ya, benim de aklıma takıldı; Kuran kursları dershane kapsamına neden girmiyor? Birinde sınavlara hazırlık, derslere takviye yapılıyor, diğerinde ise din ve Kuran eğitimi veriliyor. Üstelik hemen hemen bütün okullarda din derslerinin saatleri artırıldı, düz liselerin önemli bir kısmı imam hatip okullarına dönüştürüldü… Küçük bir araştırma yaptım. Şu anda Türkiye genelinde toplam 11 bin Kuran kursu bulunuyor.

Bunlar kayıtlı olanları tabii. Bir de apartman katlarındaki kayıt dışı kursları hesaba katarsanız sayı ne olur bilemem.

Yok, yanlış anlaşılmasın. Dershaneye karşı Kuran kursu misillemesi değil derdim. Sadece aklıma takıldı.

Dershaneleri destekleyen biri de değilim. Uzun yıllar boyu hem kızım hem de oğlum için önce liseye, ardından üniversiteye giriş sınavları için dershanelere onca para akıttım. Okul-dershane döngüsü içinde hem kendi çocuklarımın hem diğerlerinin ne müzik ne spor hiçbir alanda kendilerini geliştirme fırsatı bulamamalarını acı ile izledim. Ama bu ne yazık ki Türkiye’nin bir gerçeği. Ve siz okullarda eğitimin kalitesini yükseltmek için en küçük bir çaba harcamazken, durup “dershaneleri kapatıyorum”demeniz hiçbir anlam ifade etmiyor. Sadece dershaneleri sistem dışına çıkarmış olursunuz. Ve bir de vergi gelirinden feragat edersiniz, o kadar… Çünkü bu ülkede herkes çocuğunun iyi eğitim alması için didinip duruyor, yemiyor içmiyor dershanelere paralar akıtıyor. Fethiye’de oğlunun dershane parasını ödeyemediği için hapse giren anneyi, annesi hapse girdi diye intihar eden genci hatırlarsınız. Ve daha bu tarz nice dramları… Babası yıllardır işsiz olan Hasan 9 çocuklu bir ailenin oğlu. Yeşil kartla ve yardımla geçiniyorlar. Hasan ise okulda başarılı bir çocuk, bu yıl lise sınavlarına girecek. Aile Hasan’ın dershaneye gitmesi için tüm koşullarını zorluyor…

Önümde Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin (TOBB), Türkiye Eğitim Meclisi Sektör Raporu duruyor. 2011 yılı itibarıyla yaklaşık 70 bin personelin istihdam edildiği özel dershanelerde 1 milyon 234 bin öğrenci eğitim almış.

2000 yılında 1730 olan özel dershane sayısı, 2011’de yüzde 134 artışla 4 bin 55’e, 488 bin 284 olan eğitim alan kişi sayısı ise yüzde 153 artışla 1 milyon 234 bin 738’e yükselmiş.

Bu AKP’nin eğitim politikalarının halini de ortaya koyuyor. Dünya Bankası’nın Türkiye’de Eğitim Raporu da Türkiye’de eğitimin sınav-dershane-özel ders arasına sıkıştığını vurguluyor. Özel ders alma yaşı 10’a inmiş.

Dershane ve özel ders için aileler yılda 400-10 bin dolar arası harcama yapıyormuş. Türkiye’de ailelerin eğitime harcadığı para OECD ortalamasının iki katıymış. Türkiye’de ailelerin düşük gelir düzeyi göz önüne alındığında, harcamanın korkutuculuğu daha bir ortaya çıkıyor. Üstelik buna karşın eğitimde kalite, başarı, okullaşma gibi kriterlerde uluslararası değerlendirmelerin hemen hemen tümünde en son sıralarda.

İnsanca Ulaşım Hakkı Mümkün mü?

Bu notu bir arkadaşım gönderdi. Paylaşayım: Köprü trafiğine yakalanma korkusuyla her zamanki gibi sabah saat 6.00 civarı yola çıkıyorum ve Avrupa yakasında bir yerde ofisin açılmasını bekliyorum. Dün sabah 7.00’de yola çıkan iş arkadaşlarım 10.00 civarı ofise gelebildiler. Yorgun, bıkkın ve ümitsiz. Haftanın ilk günü milyonlarca kişinin motivasyonu yaşadıkları trafik kâbusu nedeniyle yerlerde sürünüyor. Ne sabahın köründe yollara dökülmek normal ne de her gün ortalama 3 saat trafikte esir kalmak! İstanbul trafiğinin yıllık yakıt-zaman maliyeti 3 milyar dolarmış.

Ya duygusal maliyeti? Bunun hesabı tutulabilir mi?

İstanbullular olarak trafiği bir kader, bir bedel olarak kabullenmeyip bir an önce “insanca ulaşım” hakkımızı aramaya başlamalıyız.