TAZE VE BAYAT İNSANLIK

Dostluklar biter, ölmezsiniz. Evlilikler, aşklar biter ; yine ayakta kalırsınız. Hatta yapayalnız bile mutsuz olur, ama yaşayabilirsiniz. Oysa beslenmeden yaşayamazsınız !

Bu rasyonel gerçekten yola çıkarak, insana ömür boyu aralıksız eşlik eden biricik olgunun « besin » olduğunu söylemek, sanırım metafor bile sayılmaz.

Ama bu basit gerçeğin ötesinde, insanlar ve besinler, ömür dediğimiz zamana karşı sınav sürecinde de şaşırtıcı bir benzerlik gösterir : Besinler de başlangıçta insanlar gibi tazedir. İnsanlar da besinler gibi bayatlar.

Gözlemin ilginç yanı da tam burada, insanlar için « yaşlı », besinler için « bayat » diye betimlediğimiz süreçte ortaya çıkar.

Kimi insanlar, üzerlerinde iz bırakan yıllardan olgunluk, dinginlik, bilgelik damıtır ; zamana dayanıklı bir şarap gibi tadı artarak yaşlanır.

Kimi insanlar ise, bayatlayınca bozulan yiyeceklerin yaşam sürecini izler. Bunları gençken, taze yemekler gibi, ister lezzetli olsun, ister lezzetsiz, yer ya da çekerseniz, zehirlemezler.

***

Ama bayatlamaya başlayınca tatları değişir. Yaşlandıkça, mantarların sardığı yiyecekler gibi bozulma sürecine girerler. Bencillikleri, kendilerinden başka herşeyi gözden çıkaracak kıvama gelir. “Benden sonra tufan”cılıkları zirve yapar. Başkalarına kalacak dünya, umurlarında değildir. İşte o zaman bu insanlar, tıpkı küflü besinler gibi zehirlenerek çürürken, çevresine de zarar verir hale gelir.

Çevrenize bakınız. Gerçek bal gibi, reçel gibi, pekmez, şeker gibi yaşlanan, hatta zaman içinde tatlılaşan insanlar; tuz gibi, sirke gibi sert lezzetini olduğu gibi koruyanlar, hatta tahin ve zeytinyağ kıvamında, hafif bayatlasa da daima üste çıkmayı beceren yaşlılar görürsünüz. Ama küflü beyinleriyle asıldığı yaşamı ve çevresini çürüten, zehirleyenleri de görmeniz, kaçınılmaz…

***

Deniz Baykal, CHP’nin yirmi yıllık ömrüne hükmetti ve eğer özel hayatıyla ilgili bir video devreye girmeseydi, hükmünü en az İsmet İnönü kadar (34 yıl) sürdürmek üzere programlamıştı, kendisini.

İlk zamanlar parlak, başarılı, birikim ve etik sahibi bir siyasal önderken, zamanla birincil amacı, uğraşı, savaşımı CHP’nin başkanlık makamında kalmak hırsına dönüştü. Bu uğurda partinin küçülmesi, atıllaşması, yeni oluşumlara aşılması, örgütün içinin boşalması, umurunda bile olmadı. Bir süre sonra iktidara gelmek hevesi bile kalmadı.

Seçim kampanyalarında öyle Türkiye’nin her köşesini falan da turlamazdı. Ama sabah koşularını aksatmazdı! Adeta muhalefete mahkum ettiği CHP’de iktidar olmak ona yetiyordu. Türkiye’nin kurucu partisi eriyip gidiyormuş ne gam, batışı nasılsa kendi ömrünü aşardı, öyle bir hesabı vardı.

Kendisine öyle güveniyordu ki, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir şeriat devleti kurmak üzere yola çıkanları durduracak son kurumsal önlemi, Tayyip Erdoğan’ın siyasal yasak engelini bizzat kaldırdı, milletvekili seçilmesinin önünü açtı.

***

Deniz Baykal, şimdi Antalya milletvekili. “Bir yıl içinde tasfiye olur,” dediği Tayyip Erdoğan 11 yıldır Başbakan. Türkiye, artık resmen dinci, cinsel ayrımcı, baskıcı, hukuksuz bir despotluk.

Sorarım size, bu süreçte Deniz Baykal, hem de eski muhalefet lideri sıfatı taşıyan bir milletvekili olarak ; Türkiye’yi adım adım Ortaçağ’a taşıyan iktidar uygulamalarını eleştirmek için kaç kez meclis kürsüsüne çıktı, hangi haksızlık, hukuksuzluk, yolsuzluk hakkında söz söyledi, soru önergesi verdi?

Ama hala CHP ile uğraşmayı, kendisine yar olmayan partiyi içerden sabotajı sürdürüyor!

Son hırsı, CHP’ne milletvekili olduğu Antalya’nın ondan sorulduğunu kabul ettirmek ve partinin, belediye başkanlığına Kemal Kılıçdaroğlu’na yakın, zaten seçimleri kazanma şansı da çok yüksek şimdiki Başkan Mustafa Akaydın yerine ; CHP’li bile olmayan, düpedüz merkez sağcı Hasan Subaşı’nı aday göstermesini sağlamak.

Antalya’nın DYP’li eski belediye başkanı Hasan Subaşı, saygın bir politikacı, ilkeli bir demokrat olabilir. Ama sol görüşte değildir. 2010’daki referandumda “evet” oyu kullanacağını açıkça söyledikten öteye AKP’ne yanaştığı konuşuldu. 2011’de DP’nin kayıtlı üyesiyken, MHP’ye sıcak baktığı yazılıp çizildi.

Deniz Baykal, bitmeyen hırsıyla CHP ile içten içe uğraşmaktan vazgeçmeyeceğine göre ; umarız Kemal Kılıçdaroğlu, Baykal’la uğraşmamak için Antalya’yı feda etmez!

Hırslıya soğanmış, sarımsakmış farketmez, yeter ki baş olsun.
MGK

“G” NOKTASI

Antalya 50. Altın Portakal Film Festivali, görkemli bir törenle sona erdi. “Bizim film”, Serdar Temizkan’ın yönettiği Kutsal Bir Gün’e SİYAD jürisi oy birliğiyle, Ulusal Jüri de Görsel Yönetim dalında 2 Altın Portakal ödülü verdi.

Vallahi 1 dakikalık minik bir “uvertür” rolü üstlendiğim için söylemiyorum, Kutsal Bir Gün, fazlasını hak ediyordu. Ama Ulusal Jüri, yarışan yapıtları sinema kalitesinden çok, sosyal ve siyasal içerik anlamında ödüllendirmeyi yeğledi. Çarşamba günü bu konuyu ve Kutsal Bir Gün’ün oyuncusu olup, uğradığı medyatik linç yüzünden ödül törenine gelemeyen Gözde Kansu’yu yazacağım.