İKİ SERDAR, BİR SENCER VE DİĞERLERİ…

Dostlar salt kara gün için değil, beyaz günlerin heyecanını, pembe günlerin sevinçlerini paylaşmak için de vardırlar.

Birlikte hayaller kurmak ve gerçekleştirmek kadar, birinin kurduğu hayale sahip çıkmak, el vermek, arka çıkmak, risk almak, dostluk değilse nedir ?

İşte « Kutsal Bir Gün », herşeyden önce böyle bir dostluk filmi. Kurgusundan çekimine, yönetiminden yapımına, montajından tanıtımına, emeği geçen kimi kime sorsanız, herkes, hem de uzun yıllardır arkadaş!

Uğur Sencer Aydın’ın parmağı yazmış, Serdar Temizkan’ın parmağı yönetmiş, Serdar Akar’ın parmağı yapımını üstlenmiş, Ebru ve Güner Koralı’nın parmakları destek olmuş, kiminin eşi, kiminin yeğeni, daha bir sürü parmak koşuşturmuş ; “Hani bana, hani bana?” diye soruşturan naçiz yazarınıza da Kutsal Bir Gün’ün başındaki kutsuz Alman sekreteri oynamak düştü, sevgili okurlar!

Rolüm kısacık, ama dostlarımın el ele, heyecanla gerçekleştirdikleri bu hayalin bir parçası olmak beni çok mutlu etti. Hele sonucu görünce.

***

Kutsal Bir Gün, yönetmen Serdar Temizkan’ın ilk uzun metrajlı filmi.

Senaryosu, Malcolm Lawry’nin Volkanın Altında ve Bukowski’nin Barfly’ı tadında ; iki kardeşin “alkolik” geçirdiği bir anneler günü… Gerek senaryo, gerekse sinematografik açıdan, bence iki Altın Portakal’dan fazlasını hak ediyordu. Sanırım Ulusal Jüri, ayran içenlerin tepkisinden çekindi, filme görsel yönetmen ödülünü vermekle yetindi. Ama Sinema Yazarları Derneği’nin Ulusal Jürisi cesurdu: Engin Ayça, Ali Ulvi Uyanık ve Atilla Dorsay, hem de oy birliğiyle SİYAD’ın Altın Portakal ödülüne Kutsal Bir Gün’ü layık gördüler.

Ali Düşenkalkar ve Arda Kural’ın baş karakterlerini paylaştığı filmde, Selen Uçer, Alona Cini, Erkan Taşdöğen ve küçük oyuncu Doğa Sakarya’nın yanısıra, Gözde Kansu da rol alıyordu. Hatta raslantıya bakın ki, Burcu karakterini canlandırdığı Kutsal Bir Gün, Gözde Kansu’nun göğüslerini konu alan bir diyalogla başlıyor. Üstelik, çok konuşulan göğüsleri filmde ancak ve yalnız, bendeniz Almancı sekreterin masasına eğildiği an, o da şöyle bir görünüyor.

Başka bir deyişle naçiz yazarınız, Hüseyin Çelik’i ekranda çıldırtan Gözde Kansu’nun göğüs dekoltesinin çok yakın çekim, canlı tanığı ve çıldırmadı. Oysa güzel bir kadının dekoltesi, erkeklerden önce kadınları çileden çıkarır, benim bildiğim. Ama başbakan yardımcısı ve iktidar sözcüsünün makamını hiç ilgilendirmeyen kadın dekoltesinden sorumlu (ve sorunlu) işlevi, nasıl açıklanabilir, onu da bilmiyorum.

***

Sonuç olarak Gözde Kansu, hem işini kaybetti, hem de pespayeliğin dibine vuran medyada uğradığı linç dolayısıyla Antalya’ya gelemedi, oynadığı filmin ödüllendirildiğini göremedi. Evine kapandı, acı çekiyor.

Türkiye’de ayıp nedir bilmeyenlerin, iffet hocalığına soyunması gerçekten dehşet verici boyutlara ulaştı. Yine de, düşünürsek… Abazan hırsızların cansız vitrin mankenleriyle seks yaptığı ve ne mermer heykel, ne de resimlerdeki çıplaklığın güvencede olduğu bir ülkede ; muktedirlerin de kadın dekoltesiyle uğraşması, sanırım olağandır.

Bu olağanlardan çok sıkıldım. Sizlerden izin rica ediyorum, başımı alıp gidecek, gözlerimi ve kulaklarımı dinlendireceğim biraz. İki hafta sonra bu sütunda buluşmak üzere, hoşçakalın.

Yenilikleri yenilikçiler öldükten yüzyıl sonra benimseyenlere, muhafazakar denir.
Peter Ustinov

«G» NOKTASI

AKSAV, Altın Portakal Film Festivali’ne katılan yüzlerce konuğu her yıl Antalya’nın önde gelen otellerinde, elbette indirimli fiyatlarla, ama parasını ödeyerek ağırlıyor. Bu yıl konaklanan otellerden biri de ne yazık ki Harrington Park Resort’tu.

2010 yılında alkolsüz ve cinsel ayrımcı « tesettür » oteli olarak açılan, ama Antalya’ya gelen yerli ve yabancı turistlerin beklentilerine uymayınca « normale » dönen turistik tesis ; Akdeniz’in kıyısında eski Doğu Alman blokunu çağrıştıran, balkonsuz bir beton kütlesi. Dışı, maviye boyalı. İçi, gülmekle ağlamak arasında kararsız kaldığınız bir zevksizlik abidesi.

Bilmem doğru mudur, ama otel çalışanları dekoruyla bizzat Emine Erdoğan’ın ilgilendiği iddiasıyla övünüyor… Oysa övündükleri dekor, gerçeküstü bir kabus ! Güya Osmanlı tarzında döşenen otelde, başta yatak örtüleri, hemen herşey altın yaldızlı boyayı bol bulunca içine banılmış. Ancak insanın üstüne üstüne gelen bu saldırgan gösteriş, alt tarafı yabancı turistleri Osmanlı’dan bezdiren bir çirkinlik. Bunlar benim gördüklerim.
Üst tarafı ise, otelde kalan arkadaşlarımın yaşadığı şoklar : Açılış gecesinden artan kanapeler, ertesi sabah kahvaltısında sunulmuş. Zaten her yemekte bir önceki yemekten kalanlar da servise konulup, hatta küflü ekmek bile verilmiş ve tartışma konusu olmuş. Hizmet ve hijyenin sinemacılardan sıfır aldığı otelde, fazla elektrik harcamamak için devasa kristal avizelerin sönük tutulduğu lobi aydınlatılmıyor, loş koridorlarda dolaşılıyormuş.

Sizin anlayacağınız bir zamanların tesettür oteli Harrington, olmuş size tasarruf modeli Park Resort!