“GİYOTİN”E DAİR

Le Monde’da yayınlanan belgeyi değerli yazar dostum Atila Alpöge getirdi.

Belge, 9 eyllül 1977 yılında Marsilya’da kafası giyotin ile kesilerek idam edilen Hamida Candubi’nin infazında bulunan o dönem Marsilya’nın en kıdemli sorgu yargıcı olan Monique Mabelly’nin, sıcağı sıcağına tuttuğu notlar. Yargıç Mabelly’nin geçen yıl ölümünden sonra notlar, oğlunun eline geçiyor, o da 1981 yılında, François Mitterrand’ın Adalet Bakanı iken, idam cezasının kaldırılmasına ön ayak olan hukukçu Badinter’e iletiyor metni, idam cezasına karşı bir ömür mücadele vermiş bu hukuk adamı da, gazetede yayınlatıyor.

Bayan Mabbelly, o sırada bilmiyordu ama, tanıklık ettiği idam, Fransa’daki infaz edilmiş son ölüm cezasıydı.Gerçi idam 9 ekim 1981 de kaldırılacak fakat 1977 den 1981 e kadar da ölüm cezaları uygulanmayacaktı.

Sorgu Yargıcı Mabelly Hamida Candubi’nin idamına tanıklık ederken, bir ara kusmamak için kendini zor tuttuğu bütün içini sessiz soğuk bir öfkenin kapladığını yazıyor.

Çok ilginçtir.Albert Camus de, bu İdam ile ilgili eserine babasıyla ilgili bir anısını naklederek başlıyor.

Camus’nün anlattığına göre, 1914 savaşından az önce çok vahşi bir şekilde bir çiftçi ailesini çocuklarıyla birlikte öldürdüğü için Cezayir’de idama mahkum edilen katilin infazında hazır bulunmak isteyen babası,eve döndükten sonra odasına kapanmış, kusmuş, daha sonra da o sabah gördüklerinden kimseye söz etmemiştir.

***

Giyotin ile ilgili bir öykü daha var ki, insandaki dehşet duygusunu daha da artırıyor.

Kimya biliminin babası, büyük bilim adamı Lavoisier Fransız Devrimi Terör döneminde, idama mahkum edilir.

Kafasının kesileceği günün arifesinde, dostu yine bilim adamı matematikçi Legrange’ı hapishaneye çağırır ona şunları söyler:

-Ben yarın ölüyorum. Ama bir noktayı çok merak ediyorum. Acaba kafa kesildikten sonra da beyin bir süre daha çalışmaya devam ediyor mu?

Sorusundan sonra, ekler:

-Ben idam edilirken, gel ve iyice bak! Kafam sepete düştükten sonra gözlerimi iki kez kırparsam, anla ki, kafa kesildikten sonra da beyin bir süre daha çalışıyor.

Legrange dostunun isteğini yerine getirir ve Lavoisier’nin, kafası sepete düştükten sonra gözlerinin iki kere kırpıldığını, dehşet içinde görür.

Giyotinde can veren bir çok değerli kişi arasında bulunan İstanbul doğumlu şair Andre Chenier ise, giyotine giderken şöyle haykıracaktı:

-Kesmeye hazırlandığınız bu kafada daha çok iş var!

***

Ne gariptir ki, Fransa’da, ayrıca bazı eski sömürgelerinde ve de bir süre Almanya’da idam cezalarının infazında kullanılan giyotin aletinin mucidi Dr. Joseph İgnace Guillotine, aslında idam ölüm cezasına karşı bir kişiydi. İcat ettiği alet ilk kez 1792 de bir hırsızın idamında kullanılan Guillotin’i adıyla anılan aleti tasarlamaya iten neden, infazın daha az acı verecek daha insani” biçimde yapılması kaygısı olmuştu.

Ölüm cezasına karşı olan insancıl doktorun buluşu ne gariptir ki, daha sonra kendi adıyla anılmaya başlanmıştır.

Giyotin ile ilgili bir başka ilginç öykü de, bizzat doktor Guillotin’in giyotin altında can vermiş olmasıdır.

Gerçi bu iddia doğrudur, ama Guillotin ile can veren Dr. Guillotin Parisli Joseph İgnace değil, Lyonlu J.M.V, Guillotin’dir.

Joseph İgnace Guillotin ise 1814 te yatağında ölmüştür.

Bir başka ilginç nokta da, giyotinin tarihe karıştığı 9 ekim 1981 günü idamın kaldırılması Millet Meclisi önünde görüşülürken,( ilk teşebbüs 1907 de Jean Jaures tarafından yapılmış , ama başarısız olmuştur) Le Figaro’nun yaptığı ankette Fransızlar’ın %62 si idama taraftarken, yalnızca % 33 ünün karşı çıkmış olmasıdır.