ANNE BEN BARBAR MIYIM?

Oktay Ekinci’nin anısına…

  1. İstanbul Bienali’nin o son derece çarpıcı “Anne Ben Barbar mıyım?” soru başlığına en çarpıcı yanıtı bienalin kapanışından 3 gün önce yani 11 Ekim’de İstanbul Boğazı’nı akşam saatlerinde yavruları ile yüzerek geçen yaban domuzu ailesi verdi. Yaşam alanları üçüncü boğaz köprüsü inşaatı için kesilen ağaçlar yüzünden ellerinden alınmıştı. Tek çare göçtü onlar için… 
Peki ya daha güvenli yaşam alanlarına ulaşma hayali ile güvenlikten yoksun küçücük teknelerle gece yarılarında Akdeniz’i aşarak Avrupa sahillerine ulaşmaya çalışan kaçak mülteciler?

Savaştan, yoksulluktan, güvensizlikten kaçarak umuda yapılan yolculuğun denizde can vererek sonlanması.

Birbirlerine sarılmış halde bulunan cansız bedenler…Onlarca değil yüzlerce… Akdeniz’de sadece iki hafta içinde yaşanan tekne felaketlerinde yaklaşık 400 kaçak göçmen hayatını kaybetti.
Ya Batı’nın sağır edici suskunluğu?


Suriye’de yaşanan savaştan kaçarak başta Türkiye olmak üzere kendilerine sığınacak ülke arayan insanların dramı? Yaşadıkları insanlık dışı koşullar?
Katar 2022 yılında futbolda Dünya Kupası’na ev sahipliği yapacak.

Şimdiden dev bir şantiyeye dönüşen ülkede çoğu Hindistan, Nepal ve Sri Lanka’dan giden göçmen işçiler modern kölelik koşullarında çalıştırılıyor. 50 derece sıcakta günde 10-12 saat… Ve haftada 12 işçi yaşamını kaybediyor.

Yapılan hesaba göre çalışma koşulları düzeltilmezse, 2022 Dünya Kupası’nın başlama vuruşuna kadar 4 bin işçi hayatını kaybedecek.

Likör fabrikasından Karayolları’na

Zamansız aramızdan ayrılan sevgili Oktay Ekinci 5 Mayıs 2008 tarihli “İstanbul’da İmar Oyunları” başlıklı yazısında “Son 4 yılda 4 bine yakın ‘plan değişikliği’ yapıldı; yoğunluk arttıkça kent içindeki yeşil daha da azaldı. İstanbul’da mahalle aralarında bile gökdelenler yükseliyor. Görülmemiş bir çalışkanlıkla her gün ortalama 3 arsanın imar kuralları ‘daha fazla inşaat yapılabilmesi’ için değiştiriliyor” diye yazmıştı. Acaba aradan geçen 5 yılda yapılan imar planı değişikliklerinin sayısı kaç oldu?
ODTÜ’ye gece yarısı baskınıyla ve polis güçleri ile girip binlerce ağacı söken mantık ile Taksim’de haziran ayında Gezi’nin ağaçlarını sökmeye çalışan mantık arasındaki fark ne? Peki Gezi için verilen tepki neden ODTÜ’de daha cılız? Nedeni korku mu, yılgınlık mı, çaresizlik mi? Her üçü de mi? 


Mecidiyeköy’deki eski likör fabrikasının bulunduğu arazi istenirse yemyeşil bir parka dönüştürülebilirdi. Keza Zincirlikuyu’daki eski Karayolları arazisi de. Bugün her iki arazinin de üzerinde devasa gökdelenler yükseliyor.

Gazetelerde çarşaf çarşaf ilanlarla, söyleşilerle… İstanbul’a uçaktan bakın, sadece beton bir kent görünümünde.

Hızla betonlaşıyor, hızla kimliksizleşiyor. O kadarla kalsa iyi; yüksek binalar kentler üzerindeki hava akımlarını da olumsuz etkiliyor. Hava kirliliğinin artmasının kanser hastalığı ile doğrudan ilişkisi var. 
Rant, kâr hırsı, tüketerek büyümek, başkalarının yaşamı pahasına kendi ticari ya da siyasi çıkarlarını gözetmek… Ya da sessizliğini korumak; haksızlıklara, hukuksuzluğa, talana ses çıkarmamak… “Anne ben barbar mıyım” sorusunun yanıtı işte tam buralarda yatıyor.