CHP VE ÖNSEÇİM (2)

Bir önceki yazımda CHP’yi yakından tanıyan, kadim dostum Naim Kılıç’ın, “Sarıgül Atanırsa” başlıklı makaleme yanıtını yayınladım.

CHP için önümüzdeki seçimlerde ve de tüm yerel ve genel seçimlerde en akıllıca yolun tüm adaylarını bütün üyelerin katılacağı ön seçimlerle belirlemesi olduğu yolundaki görüşümüze verdiği yanıtta, değerli dostum isim zikretmese bile kimi örnekler sunuyordu.

Bu ve benzeri örneklerin varlığını , hatta zaman zaman bolluğu da, çoğunluğun meçhulü değil.

Hatta CHP’nin bir zamanlar “küçük olsun ama benim olsun!” diye dışa kapalı yapı içinde olduğunu biliyoruz.

Ama yine biliyoruz ki, CHP tüm eylem ve düşüncelerine katılmasak bile, laik demokratik cumhuriyetin güvencesi totaliter diktatöre karşı olan güçler için gizil bir seçenektir.

Ne yazık ki, CHP’nin seçenek olabilmesi olası olduğu halde , bu durum tümüyle yaşama geçememektedir.

Bunun için, yapılması gereken birden fazla şey var.

Partinin dünya görüşünü gözden geçirerek, ikircikli olmayan bir tavrı benimseyerek netleştirmesi, parti programı ve tüzüğünün günün gereksinimlerine de yanıt verecek biçimde yeniden oluşturması.

***

Bütün bunların CHP içinde çok büyük tartışmalara, hatta kafa karışıklığına yol açması kaçınılmazdır. Zaten CHP’nin kafası şu anda karışıktır.

Bu kavram kargaşasının aşılması için, parti içinde tabandan demokratik tartışmaları içeren çalışmaların ve sonucunda varılacak bir sentezin zorunlu olduğu kesin.

CHP’nin kafa karışıklığı çok eleştirildi.

Ama asıl eleştirilmesi gereken, tabandan demokratik tartışmayla çözülebilecek olan bu durum değil, çözüm için tabandan girişimlerin yeterince olmamasıdır.

Yoksa tartışmalar, CHP’nin önünde, geçmiş mirasının değerleriyle, demokrasinin yeni gereksinimlerinin birleşmesiyle yepyeni ve çok daha dinamik bir yol açabilecektir.

Bunun ön koşulu ise, partinin tabandan daha büyük ölçüde, halka sosyal demokrat kadın ve gençlere açılması olacaktır.

Hem teorik tartışmalar, hem kitlelere yönelik çalışmalar, hem seçim kampanyaları için CHP’nin daha demokratik, daha katılımcı, daha gönüllü, daha çalışkan, daha genç, kadın sayısı açısından daha zengin bir kadroya ihtiyaç duyduğu kesindir.

Bu oluşumun başlaması, dışa kapalı örgütlenme modelinin aşılmasıyla mümkündür.

Türk siyasal yaşamının yapısı gereği, CHP’de diğer partiler de, bir sorunla karşılaştıklarında hemen şu soruyu soruyorlar:

-Bu sorunun aşılmasında kim öncü olabilir?

***

Oysa çağdaş demokrasilerde kim sorusunun aşılmış, yerini nasıl hangi yöntemlerle sorusunun almış olması gerekir.

Yani sorun bir lider sorunu değil, bir örgütlenme modeli sorunudur.

O örgütlenme de, tabandan katılımcı, genç, eğitilmiş, liyakat esasına göre, yükselme olanaklarının açık olduğu bir modeldir.

Bu gerçeği göremez isek, şu anlamsız soruyu hep sorarız:

-Baykal gitti, umut Kılıçdaroğlu geldi, peki beklenen değişiklik neden olmadı?

Soru anlamsızdır, çünkü değişmesi gereken lider değil, modeldir. Kılıçdaroğlu, bu modele Baykal’dan daha yatkın olduğu için, umut veriyordu.

Baykal konusuna gelince, Baykal Genel Başkanlıktan ayrılalı üç yıldan fazla olduğuna göre, artık kimse hesabı ona kesemez.

Tabana yönelme hareketi etkinleşmezse, Genel Başkan’ın çalışkanlığı da bir şeye yaramaz.

Partiye dinamizmi verecek ise, tabanın etkinliğini artırmaktır.

Bunun yolu da ön seçimden geçer.

Ancak daha fazla sorumluluk, daha fazla yetki verdiğiniz gönüllü katılımcı tabandan daha fazla çalışma ve etkin sonuç bekleyebilirsiniz.

Eğer öyle bir taban oluşturma umudu yoksa, partiden de umut yok demektir.

Bütün bu gerçekler ışığında, ön seçim talebiyle Genel Başkan’dan randevu talep eden eski ve yeni İl Başkanları girişimi umut vericidir.