ATEİSTİN HUKUKUNU BIRAK DA SEN!…

Hazret yine buyurmuş:

-Hatta hatta “ateistin hukukunu koruyacağız”, dedik böyle çıktık yola.

Bu ifade ,bir mutekit meslektaşımızı rahatsız etmiş.

Arkadaşımız, mutekit bir kişi olarak rahatsız olmakta haklıdır.

Enam suresi ayet 125 de “Allah kimi doğru yola koymak isterse, onun kalbini İslamiyete açar, kimi saptırmak isterse…kalbini dar ve sıkıntılı kılar…” dendiğine göre, kişinin itikatı tam bir Müslüman veya zındık bir ateist olması hep Tanrı ile kul arasındaki meselelerdir. Bu durumda inanmış bir kulun, kuşkusu olan bir kula bir yaptırım uygulaması ayırımcı davranışta bulunması beklenemez.

İnanmış bir Müslüman samimi ise, zaten kendisi inancın nuru ile aydınlanmış olmanın mazhariyeti içinde hisseder. Öbürünün ise yaptırımı ondan mahrum kalmış olmasıdır.

Gerisi Allah ile kul arasında bir sorundur.

Hele hele, Hazret’in sözlerindeki “hatta, hatta” deyişi çok tehlikelidir. Çünkü buradan çıkan mana,” aslında hakketmiyorlar ama, biz onlara da hoşgörü göstererek, hukuklarını koruyacağız” oluyor.

Bu söylem de demokrasinin özüne aykırıdır.

Demokrasilerde, kimsenin hukukunun korunması kimsenin hoşgörüsüne kalmış değildir. Orada, herkesin hukukunun korunması, yurttaşın özüne, devlet ve milli irade dahil kimsenin dokunamayacağı, temel hakkıdır.

***

Laiklik de işte budur.

Herkesin inanç ve vicdan özgürlüğünün güvencesi olduğu içindir ki, laiklik demokrasinin “onsuz olmazı”dır.

Kısacası eğer bir ülkedeki rejim laik değilse demokratik değildir.

Ama bunun tersi de her zaman geçerli değildir.

Yani kalkıp da, “bir rejim laik değilse demokratik de değildir, dediğimiz gibi bir rejim eğer laikse illa demokratiktir de” diyemeyiz.

Ama laik rejimlerin illa demokratik olmasının zorunlu olmaması, demokratik rejimlerin illa laik olması zorunluğunu ortadan kaldırmıyor.

Ve laik diyarlarda insanların inançları, karşısındakinin yöneticinin halkın, devletin hoşgörüsünün de üstünde, temel hukuki güvencelere bağlanmıştır.

Laik ülkelerde, devletin, iktidarın görevi kişilerin inançlarına bakmak değil, onları içerikleri ne olursa olsun korumaktır.

Zaten laik devlet inançlar karşısında tarafsız, yani nötrdür. O bakımdan da inançların içeriğiyle hiç mi hiç ilgilenmez.

Ama inançlar karşısındaki bu edilgen tavır birinin tehdit veya saldırıya maruz kalması halinde değişir ve devlet tehdidi veya saldırıyı ortadan kaldırmak üzere müdahale eder.

***

Buraya kadar anlattıklarımızdan kolaylıkla anlaşılmıştır ki, laik bir ülkenin yöneticisi için, Müslüman ile Katolik, Ortodoks ile Müslüman, Suni ile Alevi arasında olmadığı gibi, inanmış ile ateist arasında da, bir fark yoktur ve olamaz.

Bu durumda laik demokratik bir ülkenin yöneticisi hiçbir şekilde biz herkesin hatkta hatta ateistlerin bile hukukunu koruyacağız yollu, inançlar karşısında bir hiyşerarşi veya değer yargısı içeren ifade kullanamaz.

Demokrasilerde kimsenin inanç özgürlüğü konusunda bir başkasının hoşgörüsüne ihtiyacı yoktur.

Biri kalkıp da “biz herkesin hatta ateistin bile hukukunu koruyacağız derse, ona şu yanıtı yapıştırmak demokrasi borcudur:

-Arkadaş bırak da sen ateistin hukukunu korumayı, laik devletin ilkelerini koru yeter.

Hem o zaman kimseye ne olduğunu sormaya da gerek yok. Laik devlet kimin inanmış kimin ateist olduğunu bilmez, bilmek de istemez.

Şimdi anlaşıldı mı, acaba?