BU DİKTA ADAMI ROMANCI YAPAR

1971 yazı. O sırada Akşam Gazetesi’nde çalışıyorum. Daha doğrusu çalıştığımı sanıyorum, ama atılmışım da, henüz, tutuklu olduğum Mamak Muhabere Okulu hapishanesine, tebligat ulaşmadığından hala çalıştığımı sanıyorum. Muhabere okulunun bando takımı için Muammer Sun’un askerliği sırasında önerip yaptırttığı binadaki küçük koğuşa, daha doğrusu üç kişilik odaya verildik, Doğan Avcıoğlu, Altan Öymen ve ben…

Yakınmıyorum ama yüzümden de pek kaygısız olmadığım anlaşılıyor olmalı ki, Altan Öymen bana dönüp sordu:

-Kaç yaşındasın

-32.

-İyi yaşadın mı?

Şöyle bir düşündüm ve yanıtladım:

-Ortalama bir Türk yurttaşını düşünürsen, çok iyi bile yaşadım.

-Eh iyi! Hiçbir şeye aldırma, dön arkanı yat! Yapabileceklerinin en fazlası asmak.

Sonra girdi yatağa döndü arkasını ve yattı.

O günlerde, henüz beş yaşında bir çocuk olan Tuncay Özkan, 42 yaşında, Ergenekon tertibiyle tutuklanarak, Silivri’de hapishane ile tanıştığında aynı soruyu kendine sorsaydı, az faninin gördüğü bir ömre sahip olduğunu söyleyebilirdi rahatlıkla.

Daha o tarihte arkasında 25 yıl gazetecilik ve hepsi de kritik konulara değinen 17 yayınlanmış eser bulunuyordu.

***

Tuncay’ı bu yukarıda saydıklarımdan dolayı mı aldılar içeri,yoksa sahibi olduğu ve çok etkin bir muhalefet aracı haline dönüşmüş bulunan, Kanaltürk Televizyonundan, ya da önderi olduğu ve bir haftadan az uzun bir sürede l milyondan fazla kişinin katıldığı “Biz Kaç Kişiyiz “Hareketi, ve katıldığı, aralarında Cumhuriyet mitingleri de bulunan 56 miting ve yüzlerce konferans dolayısıyla mı diye soracak olursan, herhalde en doğru yanıt “her ikisi de” olacaktır.

Diyeceğim o ki, Tuncay 23 eylül 2008 de mahpusluk ile tanıştığında , yazılmış bir çok eser, öncülük edilmiş siyasal hareket ve çok başarılı bir tv. kanalını olayını içeren 42 yıllık bir hayat vardı arkasında.

Artık idam cezası da tarihe karıştığına göre, olsa olsa daha ne olur? Sorusunun yanıtları arasında, “en fazla asarlar” da bulunmuyordu.

Bilmiyorum, Tuncay o gün, eğer dişini sıkıp yaşayabilirse, ancak 99 yaşında tamamlayabileceği bir hapis cezasını verebileceklerini hiç düşünmüş müydü?

Tanıdığım Tuncay, bunu da düşünmüş, kendi kendine olsa olsa beni buradan ömür boyu çıkarmazlar” demiştir.
Ama hepsi bu.

Parlak bir gazeteci televizyoncu kanal yöneticisi siyasal hareket önderi ve konuşmacıdan bir gün bir de romancı çıkaracaklarını düşünmemiştir sanırım.

Oysa bu ülkenin dinmeyen zulmü insanı romancı da yapar.

***

Zulmümüz yeteneğe bigane değildir. Onu kimde görürse, hemen mimler, takip eder, gelişmesi için yardımcı olmak, yazarının eserine konsantrasyonunu artırmak, halkıyla daha yakından kaynaşmasını sağlamak adına onu içeri tıkar.

Ve nice doğum sancılarından sonra da, romancının eseri çıkar ortaya.

Tuncay ‘da da öyle oldu. Tuncay Özkan’ın ilk romanı “Ötekiler” böyle doğdu.

Romanda geçen olaylar, yerler ve kişilerin hepsi gerçek. Bazı adlar olaylar ve tarihler halen hayatta olan kişilerin acılarını büyütmemek için yazar tarafından değiştirilmiş.

Olayların tamamı Hüseyin Yanç’ın( Rızgar ) öz yaşamından alınmış.

Bu çağdaş “Memleketimden insan manzaraları” da tıpkı Nazım’ın Memleketim’den İnsan manzaraları gibi, hapishane arkadaşlarının ifadelerinden derlenmiştir.

Önümüzdeki hafta , mutlaka okuman gereken bu kitaptan daha uzunca söz edeceğim. Şimdiden şu kadarını söyleyeyim ki “Ötekiler”, ülkemde hiç bitmeyen ancak özne ve nesne değiştiren, bir zorunluluk haline gelmiş zulmün romanıdır.