DÜZEY DÜŞÜKLÜĞÜ BULAŞICIDIR

Yabancı dil bilgisine sahip olanlar bilirler.

O dili kötü konuşan biriyle konuşmanız gerektiğinde, siz de kendi bilgi düzeyiniz her ne ise onun altına düşersiniz.

Aradığınız sözcükler bir türlü aklınıza gelmez.

Buna karşılık dili iyi bilen biriyle konuşmak sizin bilgi dağarınızı da en yukarıya çıkarır…

Çünkü düzey yüksekliği özendirici, düzey düşüklüğü bulaşıcıdır…

***

Türkiye’de siyaset konularının içeriği ve dile getiriliş biçimleri uzun bir süredir en alt düzeylerde seyrediyor.

En sıradan doğrular tersine çevriliyor.

Çoktan aşılmış olması gereken konular, yeni bir şeymiş gibi toplumsal yaşamım gündemine getiriliyor.

Kara para aklar gibi, kara düşünce parlatılıp geçer akçe olarak piyasaya sürülüyor.

Yüzyıl öncelerinin aşınmış bilgileri, ters yüz edilmiş eski giysiler gibi, yeni mal olarak topluma dayatılıyor.

Ve bütün bunlarda başarılı da olunuyor.

Çünkü siyasetin içerik ve dil düzeyi aşağılara indikçe, toplumun (havacılık terimiyle konuşursak) “yükseklik yitimine” uğraması da hızlanıyor…

Doğasında öykünmecilik(taklitçilik) olan insan; aşağı düzeyde bir söylemle dayatılmış kötü, yanlış, değersiz bir içeriği, yeni bir şeymiş gibi aynı düşük düzeyde sözcüklerle tekrarlayıp duruyor…

Üstelik sadece toplumun orta ya da daha aşağı düzeydeki katmanları bakımından da değil söz konu olan.

İleri düzeyde eğitim almış kimselerin de aynı içerik ve biçim düzeyinde saplanıp kaldıkları görülebiliyor…

***

Somut ve şimdilik en yeni bir örnekten yola çıkarak düşünmeyi sürdürelim.

“ Şimdilik yeni” diyorum, çünkü bu satırlar yazılmaktayken de, vereceğim örneğin daha yenileri ortalığa dökülebilir.

Bir kaç gün önce, her zamanki gibi karışık ve kışkırtıcı bir dille, toplumsal gündeme yeni bir konu getirildi.

Daha doğrusu, çağını, yaşamını, çoktan yitirmiş, şu anda ancak insanlığın en geri basamaklarındaki toplumlarda geçerliliğini sürdürebilecek bir konu.

Kadının ve erkeğin bir arada olamazlığı…

Gerçi bunun ayrı plaj,ayrı okul, ayrı otobüs vb. çeşitli örnekleri topluma dayatıldı ve dayatılmakta.

Fakat bu kez yapılmak istenen, bütün ölçülerin ötesine geçti.

Kız ve erkek öğrencilerin aynı evlerde oturamayacağı…

Az çok uygarlaşmış hiçbir ülkede düşünülemeyecek bu türden bir yasaklama ve tehdidin en sıradan insan haklarına aykırılığı bir yana, böyle bir anlayışın temelindeki ana fikir, kadını koruyormuş görüntüsü ardında, onun, zayıf, güvenilmez, ikinci sınıf bir insan olarak görülmesidir.

Yanı sıra psikolojik bir etken de , daha yaşlı erkeklerin, belki bilinçli belki bilinç altı bir itkiyle, genç erkeklerden nefret etmesi, onları kendilerine rakip görmesi, küçümsemesi, aşağılaması olabilir…

Konuyu psikolojik yönden irdelemeyi sürdürüp her şeyi gösteren bir mikroskopla bu gibi düşüncelere sahip olanların bilinç altlarına bir yolculuk yapılsa, bu ana fikirlerin gerisinde, bu gibi kimselerin sapkınlık eğilimlerinin, aşağılık duygularının bir takım kurtçuklar gibi kımıldanmakta olduğu görülebilecektir…

Kendi aile bireylerini katledenlerin , ensestin, çocuk tacizciliğinin en yaygın olduğu ülkelerden birinin bizimki olduğu ne bir sır ne de rastlantıdır…

***

Yazının başlığına dönecek olursak…

Düzeysizliğin en yukarılardan dayatıldığı toplumlarda, ahlâksal çöküntü, zihinsel karışıklık, her alanda düzey düşüklüğü o toplumun bütün katmanlarında bulaşıcı bir hastalık gibi dalga dalga yayılacaktır…

Siyasetçilerin, toplum bilimcilerin, akıl sağlığını, kişiliğini korumak isteyen tek tek herkesin göz önünde bulundurması gereken bir konu da budur…