ÖTEKİLER

« Hasret, hiç yanıt vermeden düşünmeye devam ediyordu. Ona baktım. Tepeden tırnağa inceleyerek baktım. Tıpkı erkekler gibi giyinmişti. PKK’da böyle giyinmek zorunluydu. Başta değildi. Ancak kadın katılımı arttı. Kadınlar, yaşam koşullarının değişmesini istedikleri için akın akın geldiler. Katılımlar, düzene isyandı. PKK, kadınlarla ilgili sorunları azaltamayınca, onları ayırdı. Sadece kadınların bulunduğu birlikler ortaya çıktı. Hasret dahil, her kadın militan kendi birliğinde dururdu. Sadece nöbet tutulurken, ortak yemek yenirken, güncel sorunların tartışıldığı toplantılara erkeklerle birlikte katılabiliyorlardı.

Şu an yaptığımız gibi konuşmak yasaktı. Hasret, yaprak gibi titriyordu. Oysa bir çarpışmada, bütün erkek gerillalardan öne fırlardı. Çarpışmalarda en önde yer alırdı.

Erkekler teslim olsa da, kadınlar asla teslim olmaz, ölümü göze alırlardı. Ailelerine dönemezlerdi. Dağda kendini becertti, attılar, geri geldi, derlerdi. Yani kadınların seçeneği yoktu. O yüzden ben Hasret’i şaşkınlık içinde bırakan teklifimi tekrarladım :

-Hasret… Devrim nikahı diyorum, ne dersin ?

***

Hasret başını kaldırdı, yüzüme, gözümün içine baktı. Bütün yasakları çiğnemiştik. Oysa PKK’da, kendini tatmin bile gizli yapılmak zorundaydı. Ben cinselliği unutmuş, erkekten beter kadınlarla karşılaşıyordum. Ama kadınlığını unutmayanlar bile vardı. Hasret ne oydu, ne de bu… O kadındı ve gerillaydı. Onun gözlerine baktım. Hasret’e, kafamdaki bütün düşüncelerle baktım. Evet derse ne yapacaktık, bilmiyordum. Birden ürperdim.

Evet dediği an, kaçmak dışında ne yapabilirdim ? İçimi bir korku kapladı. Gözlerimiz buluştu.

Birden, aklımdan geçenleri anlamış gibi yaptı. Bu imkansızdı ama gözlerinden bir şimşeğin geçtiğini gördüğüme yemin edebilirdim.

Gözlerimi kaçırdım. Beni anlamıştı. Korkularımı anlamıştı. Oysa gelirken, aklımda olanlar bunlar değildi. Korktum. Korkaklar aşık olamaz mıydı ? O da korkuyor, diye düşündüm. İki korkak, bu koşullarda karar veremezdi.

***

Hasret bana baktı, baktı ve aslında aramızda yaşanan şeye inançsızlığını anlatan, çok üzgün olduğunu gösteren gözyaşları süzüldü yanaklarından. Duruşundan anladım, yaşanan anla ilgili sıkıntı doluydu. Acı çekiyordu. Elimi eline uzattım, elini çekti. O eliyle, gözlerinden akan yaşları sildi.

-Tamam, heval Rızgar. Anladım. Yolun açık olsun.

Konuşmamı beklemeden çadırdan çıktı, gitti. Arkasından bakamadım. Yerimden kalkamadım. Kafam bomboştu. Oturduğum yerden kalktığımda, neredeyse 15 dakika geçmişti. Kafam önde, karargaha doğru yol aldım. Kadınların yanından ayrılınca, yolda bir kayanın üzerine oturdum. Sanki iki kişi vardı içimde. Biri korkak, alçak, aşkına sahip çıkamayan, konuşamayan ve yaptıklarına, yapamadıklarına mazeret arayan ben, bir de aşka teslim olmak isteyen ben ; cesur, atak, inançlı… “*

*TUNCAY ÖZKAN’ın romanı Ötekiler’den alıntıdır (Kırmızı Kedi Yayınevi, 2013).

18 Mart Kurtuluşumuz. 23 Nisan Çocukluğumuz. 19 Mayıs Gençliğimiz. 30 Ağustos
Zaferimiz. 29 Ekim Cumhuriyetimiz. 10 Kasım, Unutmadığımızın Kanıtıdır.
Saint Joseph’liler Derneği

“G” NOKTASI

Gazeteci TUNCAY ÖZKAN, Türkiye’nin en sağlam araştırmacı yazarlarından biridir.

Talihsizliği, kitleleri harekete geçirebilecek ve iktidara rakip olabilecek “lider” karakterini taşımasıdır. Tuncay, demokratik ülkelerde üstün vasıf kabul edilen bu karakterin bedelini, iki kez çarptırıldığı ömür boyu hapis cezasıyla ödüyor. Zaten 5 yıldır içerde.

Ben de romancıyım, bilirim: Gerçek yazar, kendi derdini romanlaştıramaz, başkasının romanını yazar ; başkasının öyküsünü anlatarak unutur, uzaklaşır özünü yakan çileden.

Tuncay Özkan, Silivri’de yaşanan hukuk şikesini, tarihe kaynak oluşturacak belgesel kitaplara aktardı. Ama ruhunu ancak bir roman yazımıyla tedavi edebileceğini biliyor ve merakla bekliyordum. Neden merakla, biliyor musunuz? Çünkü olağanüstü yetenekler, olağanüstü koşullarda ortaya çıkar. Tuncay’ın yazın yeteneği belliydi, ama bu koşullarda ciğerini ortaya koyacak, suyunu sıkacak kadar da mı üstün yetenekliydi?

İşte bunu anlamayı bekliyordum.

Başka bir deyişle Tuncay Özkan, 5 yıldır çektiği mahpusluk ve iki müebbedlik kapkara bir geleceğe rağmen bastırabilecek miydi içini yakan ateşi? Kavrulan özünü elinin tersiyle itebilecek, ötesine geçebilecek miydi?

Beklediğime değdi! Tuncay Özkan, kendisine çektiği eziyeti reva görenlerin asla delemeyeceği bir irade gücü ve üstün yetenek sahibi olduğunu kanıtladı.

Ötekiler, su gibi arı duru yazılmış, bir solukta okunan, olağanüstü bir roman. Dersim doğumlu, önce sol devrimci, ardından PKK’lı olup, Apo’nun hevalliğinden İlker Başbuğ’un suç ortaklığına “terfi” ettirilen gerçek bir kişinin, Rızgar’ın akıllara durgunluk veren yaşam öyküsü. Tuncay’ın bu romanını okuyanlar, Türkiye’nin isyan üreten koşullarına da bambaşka bir gözle bakacaklar.