SİPARİŞ MAHALLE BASKISI

Tayyibizmin son marifeti öğrenci evleri tartışması ilginç boyutlara ulaşmış bulunuyor.

Bilindiği gibi totaliter Tayyibizm çoğunluk diktası üzerine oturmaktadır.

Bilmem belirtmek gerekir mi? Çoğunluk diktası dendiği zaman kastedilen diktayı oylarıyla destekleyenlerin illa çoğunlukta olması değil. Parlamentoda hükümeti kurmaya ve istediği yasaları çıkarmaya yetecek çoğunluğun sağlaması yeter.

Tabii çoğunluk diktasında, baskıyı yürütenin ardındaki desteğin, gerçekten çoğunluk olup olmaması da önemli değil. Salt çoğunluk olsa, hatta % 99 a bile ulaşsa işin özü değişmiyor.

Bütün mesele “ben sandıktan çoğunluk çıktım, her şeyi yapmaya hakkım vardır; benim yaptıklarım milli iradenin tecellisidir” dememek, diyememek.

Çünkü böyle bir düşünce demokrasiyle bağdaşmaz.

Artık bunları yazmak, anlatmak da fazla bir anlam taşımıyor.

Çünkü onu kabul etseler bile, fazla bir şey değişmiyor.

Nitekim ulema kökenli Hayrettin Karaman, altı gün önce Yeni Şafak’ta yayınlanan yazısında azınlığın demokrasi gereği korunması zorunlu hakları karşısındaki en etkili silahı bulmuş , okurlarına önermekteydi.

***

Liberal demokrasinin azınlık haklarını da güvenceye almakla yükümlü olduğunu sözü geçen yazısında teslim eden Karaman azınlık haklarını fiilen kullanılmaz hale getiren panzehiri de bulmuş: “Mahalle baskısı”.

Kızlarla erkeklerin bir evde nikahsız olarak oturmaları durumuna değinen Karaman’ın yazısına kısaca göz atalım:

“…Çoğunluğa göre, bu durum ahlaksızlık , rezillik,onursuzluk, ayıp, günah(zina) düşüklük olarak kabul ediliyorsa ne olacak?

Ben söyleyeyim: Toplum (apartman,mahalle, çevre…) buna tepki gösterecek, çirkin duruma bir şekilde müdahale edecek, mahalle baskısı yapacaktır. Baskıya maruz kalanlar medyayı ve devlet kurumlarını yardım etmeye çağıracaklardır. Medya karışacak,devlet kurumları da baskıyı engellemekte gevşek davranacaklardır… Liberal demokraside ısrar edilecekse hükümetin bu rejime ters düşen devlet davranışlarına teşebbüs etmemesi ama bireylerin, muhtaç oldukları çoğunluğun hatırı için bazı özgürlükleri gönüllü olarak kullanmamalarıdır.

İnadına kullanırlarsa, en azından mahalle baskısı değerleri çiğnenen çoğunluğun hakkı olur…”.

***

Dikkat edince görülüyor ki, Hayrettin Karaman mahalle baskısı derken, yalnızca kendince sakıncalı olan durumdan vazgeçirici moral tepkileri değil, ama sakıncalı (ayıp, rezil, günah, ahlaksız, onursuz) durumu failinin iradesiyle vazgeçmesiyle önlemenin yanı sıra, aynı zamanda bu baskıyı uygulayacakların fiili güç kullanarak müdahalesini de kastetmektedir.

Böyle yapıldığı takdirde devletin demokrasiye ters düşebilecek olan, düzenlemeleri yapması, önlemleri almasına gerek kalmayacak; mahalle baskısı konuyu kendiliğinden daha beşiğinde boğacaktır.

Görüyorsunuz, burada ısmarlama bir mahalle baskısı söz konusudur.

Ve bu durumda da, mahalle baskısı karşısında devlet edilgen kalacak,mahalle baskısı hem caydırıcı, hem de olayı beşiğinde boğucu işlev yerine getirecektir.

Tabii bu mahalle baskısı caydırıcı bir rol oynadığından, devletin baskısına gerek kalmadan, azınlıklar haklarını kullanmaktan kendi iradeleriyle vazgeçeceklerdir.

Yasal değil, fiili olan ve devletin işlevini yüklenen mahalle baskısını haklı gösterecek gerekçe ise, onun , azınlık karşısında çoğunluğun hakkını korumasıdır.

Diktalarda bütün zulümlerin gerekçesi de aynıdır: “Toplumu korumak!”.