KILAVUZU KÜÇÜK BAŞ OLANIN…

Kılavuzu Küçük Baş Olanın…

Büyük başın derdi büyük olur, derler ya?

Yanlış…

Tom Hickman’ın « Tanrı’nın Zamazingosu » kitabında –ki, henüz 65.inci sayfasındayım- sıraladığı tarihsel ve bilimsel gerçeklere bakılırsa:

Erkeklerde, küçük başın derdi büyük oluyor!

Çünkü büyük başıyla düşünen erkek bile, ömrü boyunca küçük başının büyümesiyle uğraşıyor…

Dünya tarihinde, iki ayağı üstünde doğrulup yürümeye başlayan insan türü arasında tek bir erkek yok ki, pipisini küçültmeye çalışsın… İstisnasız hepsinin büyük başı, küçük başın yeterince büyük olup olmadığıyla meşgul… Günümüzün estetik cerrahi olanaklarından yararlanmak isteyen küçükbaşların hepsi, büyüttürmek peşinde. Bir Allah’ın kulu çıkıp da « Fazla geliyor yahu, kes şunun yarısını! » demiyor.

Oysa göğüslerini büyüttüren kadın olduğu gibi, küçülttüren kadın da var. Keza, genital organını daraltıp, genişleten de…

Karşıt cinsin daima daha büyüğe olan merakı ise büyük başıyla değil, küçük başıyla düşündüğü iddiasını doğrulamakla kalmayıp ; erkeklerin yaşamsal gidişatını, deve kervanıyla özdeşleştiriyor : Develer de büyükbaştır ama, eşeğin peşinden giderler!

***

Tarihin en eski zamanlarından beri küçük başının boyutları, işlevi, çalışkanlığı, tembelliğiyle övünen ya da dövünen erkeğin büyük başı ; sanki peşine düştüğü kılavuzun sadece bir pipi olduğunu gizlemek ister gibi, hep başka bir şeylere benzetmeye çalışmış, bin türlü isimle çağırmış.

Dünyanın tüm dil ve kültürlerinde, pipiye pipi dememek için ne kadar meyve ve sebze varsa, adı sayılmış. Alçakgönüllüler salatalık, biber, bamya, vb. gibi küçük çaplı zerzevatla yetinmiş, ortancalar muzda karar kılmış, kibirliler ise patlıcan, acur ve kabak sahibi olmakla övünmüşler.

Kimi büyükbaş erkek ise ne kadar uygarlaşırsa uygarlaşsın, küçükbaşın hep hayvan kalmasını istemiş… Pipiyi bazen « kuş » deyip uçuramamış, « balık » deyip yüzdürememiş, ama « yılan » deyip süründürmüş… Kafası iki baş arasında çalkalanmaktan iyice karışınca da kuş, balık ve yılan dediğinin işlevine, nasılsa boğa performansı yakıştırmış!

Bu abeslik yetmiyormuş gibi, küçükbaşının olması gereken yeri başka erkeğin küçükbaşı işgal ettiğinde ; uğradığı mağduriyete cinsel iştahı ve performansı boğadan hiç de aşağı kalmayacak geyiği örnek alıp, boynuzlarını takmış, iyi mi ?

***

Yanılıyorsam, düzeltin:

Cinsel fiyakasını boynuzları kallavi bir hayvan olduğu pekala bilinen boğayla satan erkek milletinin, o fiyakayı “çızdırdığında” boynuzları daha büyük, daha uzun bir geyiğe öykünmesi; herhangi bir zekayla açıklanabilir mi?

Üstelik bu, iki başı arasında şapşallaşan kafanın ne ilk, ne de son mantık hatası.
Kadim tarihten günümüze, çoğu erkek “sevişmek” eylemini “savaşmak” sanacak kadar tepe sersemi olup, küçükbaşlarını silah isimleriyle donatmış. Antik Roma’da “kılıç” diye anılan pipi jargonu, Shakespeare tarafından “kama”, “mızrak”, “çakaralmaz”, hatta “balta”ya genişletilmiş. Zaman ilerleyip silahlar modernleştikçe, pipinin ateş gücü de “torpil”, “roket”, “bazuka”ya kadar dayanmış.

Bataryalar, tank ve top namlusu baskılı erkek donlarının ardına gizlenmiş.

Bunca mühimmat, insan vücudunda hangi hattı yarmak, hangi kalkanı delmek, hangi cepheyi ele geçirmeye yarar bilmiyorum ama ; silahşörün hücuma geçtiği cinsel hedefle sevişmekten çok dövüşmeyi amaçladığı açıktır. Bu da arzulanan “hasım” açısından pek de güvenli bir durum değildir!

***

Kamasutra’dan Bin Bir Gece Masallarına, bin yıldır dil döken seksologlar ve Türkiye özelinde Dr.Haydar Dümen ; erkek milletine “okşamak” fiilinin dayak olmadığını, kadının dövülmekten çok sevilmekten hoşlandığını anlatamadılar.

Böylesine bir kalın kafalılığın sürdürülmesi, küçükbaşlı erkeğin yumuşama korkusundan başka nasıl bir travmayla açıklanabilir ?

İşte bu travmayı, Serdar Turgut hidayete ereliberi birisinin medyamızda evire çevire kaleme alması gerekiyordu. O kalem artık benim. Pazar günlerimi bin yılların çözemediği pipi derdine ayırdım.

Büyükbaşların küçükbaşların emrine girdiği yerde; molla makamına bir kadın başının oturması hem ilahi, hem de komedi türünde adalet sayılmalıdır !

İyi sevişmek, iyi savaşmaktan çok daha zordur.
NİNON DE LENCLOS

«G» NOKTASI

Çok sevdiğim gazeteci Tuluhan Tekelioğlu’nun « 50’sinde Erkek » belgeselini, Antalya Film Festivali sırasında seyrettim ve hem çok beğendim, hem de çok güldüm. Dün de Altın Kayısı Malatya Film Festivalinde gösterilen belgeselde, Tuluhan 50 yaşına giren 23 erkekle röportaj yapıyor. Aralarında Mustafa Altıoklar, Dr.Mehmet Öz, Ahmet Ümit, hatta Denizbank CEO’su Hakan Ateş’in de yer aldığı konuklar, aslında erkekliğin ne kadar nazik ve kırılgan, erkeklerin de insancıl korkular içinde ne denli zarif yaratıklar olabileceğini ortaya koyuyor. Üstelik eğlendirerek…

Tuluhan, « 50’sinde Erkek » röportajlarını önce kitap olarak yayınladı (Turkuaz Kitap, 2012), ardından belgeselini çekti. İkisinden birini, kaçırmayın derim!