SAHNEDEKİ BOŞ İSKEMLE…

Sahnede üç iskemle… Birinde Jaques Fournier oturuyor. Ötekinde ben. Üçüncüsü boş…

Sahneden şiirler geçiyor, öyküler geçiyor… Sahneden yeryüzündeki farklı ülkelerdeki hapisteki yazarlar geçiyor. Çindekiler, Rusyadakiler, bizdekiler…

Boş iskemleye, yanı başıma Mustafa Balbay gelip yerleşiyor. Bir de özlemişim ki onu. Güler yüzüyle sohbete katılıyor. Kalabalık dinleyici kitlesi çlgınca alkışlıyor Mustafa Balbay’ı… Sonra Füsun Erdoğan gelip oturuyor boş iskemleye… Sonra Tunca Özkan, sonra Merdan Yanardağ, sonra daha niceleri… Sahneden zulüm geçiyor, haksızlık geçiyor, direniş geçiyor.

Sahnede Tunuslu genç bir kadın Hend Zouari, kucağındaki kanunu onlar için çalıyor. Kanunların çalındığı ya da kanunları çarpıtıp, yazarları hapse tıkan ülkelere inat… Onlara yanık sesiyle en güzel türkülerini söylüyor, bildiğim ve bilmediğim dillerde…

Tarih 15 Kasım 2013. Otuz yıldan beri 15 Kasım günü “Hapisteki yazarlar Günü” diye anılıp, bu konuda bilinç oluşturuluyor her yerde. Gözlerini kapayan, görmezden, duymazdan, bilmezden gelenlere rağmen; meslektaşlarının hapislerde çürümelerine göz yuman gazetecilere karşın; kendi başına gelmedikçe böyle bir şeyi yok sayanlara karşın…

Sözünü ettiğim sahne Fransa’da Paris’in yanı başındaki bir Kültür Merkezi- Şiir Evi’nde. Saint Quentin En Yvelins adlı yörede 150 bin kişi yaşıyor. Merkezin Müdürü Jaques Fournier, gecenin Nazım Hikmet’e adandığını söylüyor, davetli dört yazarı tek tek sahneye çağırıp ülkelerindeki durumu anlattırıyor. Romanya’dan Dinu Flamand, Irak’tan Salah Al Hamdani, Tunus’tan Tahar Bekri, bir de ben… Sahnedeki üçüncü sandalye hep boş… Hapisteki yazarlar, gazeteciler, şairler için…

ŞİİRLE BÜYÜYEN ÇOCUKLAR

Bir akşamlık bir olay değil bu yaşadığım. Kültür Merkezi, PEN Yazarlarr Birliği ve Uluslararas Af Örgütü’nün ortaklaşa düzenlediği program çerçevesinde bir hafta boyunca Versaille Üniversitesi ve çevredeki tüm liselere dağılıyoruz. Her gün birkaç sınıfa girip ülkemiz hakkında çocukların gençlerin sorularını yanıtlıyoruz.

Gittiğim bütün bu liselerde, dev panolarda şiirler sergileniyor. Neruda’dan Lorca’ya, Nazım’dan Apollinaire’e… (Türkiye’de Apollinaire’in başına gelenleri ortaokul çocukları kahkahalarla gülüyor… Yer yarılsa da içine girsem dediğim anlar oluyor !) Ayni zamanda Dağalarca’dan Ataol Behramoğlu’na ; Haydar Ergülen’den Mehmet Yaşin’e daha nice şairimizin de şiirleri (Fransızcaları) okul duvarlarında…

Dikkatimi çekti okullarda şiir yazılı dev panolar en çok merdivenler boyunca asılmış. Öğretmenler « Çocuklar merdivenlerde durup konuşmaya bayılır, en çok merdivene astıklarımız okunuyor » diyor. Bunlar özel okul falan değil. En yoksul kesim çocuklarının gittiği devlet okulları… (Merdiven denince bizimkilerin aklına kızların bacakları geliyor, onlarda ise…AH !)

Paris çevresinde okul okul, sahne sahne dolaşmaya başlamadan bir akşam önce Fransız PEN’inin Paris Merezi’ndeki toplantıya katıldım. Orada bir kez daha Türkiye hapishanelerindeki ve Türkiye’de yaşadıkları, çalıştıkları için işlerini kaybeden tehdit altında olan gazeteci, yazar, çevirmen, araştırmacılar anıldı. Dünyanın neresinde olursa olsun düşünce ve ifade özgürlüğünün yasaklanması, kısıtlanması, tehdit edilmesi lanetlendi… Sahnede boş iskemle olmayıncaya dek mücadeleye devam dendi.

Şimdi Frankfurt’a giden treni yakalamak üzere yine yollardayım. Siz bu satırları okurken ben Önce Mustafa Balbay için düzenlenen bir toplantıda olacağım…

Ardından Fazıl Say “Nazım Oratoryosu”!