ARAPGİR’E HES CİNAYETTEN BETER…

Gidip gezmişseniz bilirsiniz; yoksa mutlaka gidin… Müthiş bir doğa güzelliği… Tarihi köprülerin altında coşkuyla akan bir çay. Su kenarlarında koca kavak ağaçları…

Karaarası Kanyonu’nun içinden süzülerek geçiyor su. Endemik bitki örtüleri ve yaban hayvanları ile tamamen bir milli park özelliğinde olan bir bölge Arapgir Kozluk Çayı. Ve ne yazık ki hemen her yere olduğu gibi buraya da HES kurulması planları var. Doymak bilmeyen HES (Hidroelektrik Santralı) iştahı bu kez Arapgirlilerin üzerine kâbus gibi çökmüş. İlçede faaliyet gösteren vakıf ve dernekler ile 21 mahalle ve 42 köy muhtarı, hatta AKP’den olmasına karşın Belediye Başkanı bile HES kurulmasına karşı. HES’in vadi içerinde oluşturacağı tahribat hem bölgeye özgü dünyaca ünlü Künhe üzümünün yok olmasına neden olacağı hem de bölgenin tarihi, doğal ve meteorolojik yapısını olumsuz yönde etkileyeceği için karşı çıkıyorlar. Ve son derece haklılar.

4.Uluslararası Film Festivali için geldiğimiz Malatya’da bir grup gazeteci 3 gün boyunca civar ilçeleri gezdik. Alevi köylerinin ağırlıkta olduğu, türküler diyarı Arguvan; müthiş bir doğa güzelliğinin yanı sıra tarihi ve kültür dokusu, korumaya alınan konakları ve hanları ile Arapgir; önceleri Türkiye’nin kuru fasulye deposuyken şimdilerde elma ile öne çıkan Doğanşehir; Polat beldesinde 2070 metre yükseklikteki Sulumağara ya da Astım Mağarası diye de anılan Damlataş Mağarası… Jeolojik dönemden kalma bu doğal mağara bundan 5-6 yıl önce duble yol çalışması esnasında dinamit patlatılması sonrasında iş makinesiyle yapılan çalışmalar sırasında tesadüfen fark edilmiş. Ancak ne yazık ki şimdilerde mağaranın içindeki doyumsuz güzellikleri, sarkıtları kesip akvaryumculara satıyorlar. Kesik sarkıtları gözümüzle gördük. Acilen korumaya alınması lazım…

Kayısısı ile ünlü Malatya, şu son yıllarda film festivali ve kitap fuarı ile de öne çıkıyor. Seçme yerli ve yabancı filmleri, onur ödülü için seçtikleri sanatçılar ile gerçekten başarılı bir festival gelecek vaat ediyor. Malatya Valiliği’nin öncülüğünde Malatya Araştırma Geliştirme Vakfı, Malatya Belediyesi ve İnönü Üniversitesi koordinasyonunda düzenlenen festival gelecek için umut vaat ediyor. Resimden müziğe, seramikten hat sanatına çeşitli eğitimlerin verildiği Malatya Sanat Merkezi’ni gezerken bir an duralıyorum. Karşımda keman öğrenmeye çalışan türbanlı kızlar.

Klasik müzik ve türban?

Şaşırtıyor beni Malatya ve çevresi… Ve insanları… Hoş sürprizlerle çıkıyorlar karşıma… Eymir Köyü’nde yıllardır tek başına topladığı günlük yaşam objeleri ile etnoğrafya müzesi açma hazırlığında olan, hatta evinin bir odasını geçici müze haline getiren Ersoy Eren; Polat beldesinde bizi ağırlayan işadamı Muammer Şahin…Turgut Özal Polat’ı ziyaret ettiğinde, 4 tarafı dağlarla çevrili köyün olduğu yere baraj yapmaya kalkmış. Muammer Bey’e bu fikrini açtığında şiddetle itiraz etmiş, Özal’ı ikna etmiş ve o güzelim köy sular altında kalmaktan kurtulmuş. Gazeteci ekibine dahil olup 3 günlük gezi boyunca yorulmadan bizimle dere tepe dolaşan Necmettin Bitlisörneğin… Polisan’ın Yönetim Kurulu Başkanı. O da Malatyalı. Malatya’da evlerin boyanması için boyaları belediyeye yüzde 50 ucuza vermiş. 86 yaşında ve yeni bir işe girişiyor. Ceviz-badem ekecek. Didim, Balıkesir ve Manisa’da araziler almış. Ciddi çevrecilerden. “Ceviz dikilen bölgeler orman alanı sayılıyor ve kesilemiyor” diye anlatıyor.

Hepsi iyi hoş da, birçok Anadolu kentinde olduğu gibi yine kadın görünmüyor ortalıkta. Malatya merkezde değil tabii, gezdiğimiz insanlarla ahbaplık ettiğimiz ilçelerde, köylerde. Hele hava hafif kararmaya başlayınca, ki saat 16.00’dan bahsediyorum; sokaklarda neredeyse kadın görmek mümkün değil. Kadın gazeteciler olarak Polat’ta bir kadınlar kahvesi açsak mı, diye düşünmüyor değiliz…
Şu adına kalkınma, uygarlık denilen şeyin kadınsız olmayacağını, olamayacağını, kadını evin içine hapsederek ilerleyemeyeceğimizi bir öğrensek. Ah bir anlayabilsek…