DÖRT YENİ KİTAP

Gazetedeki posta kutumdan bir armağan gibi(üşenmeyip saydım, toplam 2222 sayfa!) dört yeni kitap çıktı.

Herbiri için ayrı ayrı yazmak gerekir, fakat yazarlarından özür dileyerek bu pazar yazımda hepsinden bir artada söz edeceğim…

İlkinden, dördünün en cüsselisi olan “….Ve İhtilal”den, Altan Öymen’in bundan önceki üç “anılı kitap”ının devamı olan yeni kitabından başlayalım…

Sayfalarını karıştırırken de yakın tarihimize ilişkin ne kadar önemli ve değerli bir tanıklıkla karşı karşıya olduğunuzu görüyorsunuz…

Bana “değerli dostum” hitabıyla imzaladığı yeni kitabında değerli dost ve ağabey Altan Öymen,
kendi ifadesiyle “1955 yılındaki 6-7 Eylül olaylarından ,1960 yılının 27 Mayısına kadarki beş yılı” anlatıyor. Ve böylece, bir önceki üç anı kitabına eklenen “….Ve İhtilal”le “1930-1960 arasındaki, yaklaşık otuz yılın hikâyesini” tamamlamış oluyor…

Hemen söylemeliyim ki tümüyle belgesel olmakla birlikte önceki anı kitapları gibi roman tadında okunurluğu olan bir yapıt bu.

Zaten kitabın kurgusunda da bu özellik gözlemleniyor.

Öymen 27 Mayıs 1960 sabahıylabaşladığı öyküsünün devamında bir geriye dönüşle, 6-7 Eylül 1955 olaylarından 27 Mayıs 1960’a götüren süreçlerin anlatımına geçiyor…

Böylece bu yıllar okunurken, ülkenin 27 Mayıs 1960’a doğru nasıl yol almakta olduğu çok daha iyi anlaşılıyor…

Kendi özel yaşamından da kısa değinilerle söz ettiği kitabında yazar, denebilir ki bu yıllarda Türkiye’den ve Türkiye’ye ilişkin,siyasettn spora, basından günlük yaşama, her şeyden söz ediyor.

Fakat asıl konu, kuşkusuz, 27 Mayıs “ihtilâl”i ve onu hazırlayan koşullar…

Şimdilik sadece sayfaları karıştırmaktayken ,baştan sona merakla okuduğum tek bölüm, 15 Ekim 1955’te Ankara’daki DP kongresinde yaptığı konuşmada partisini eleştiren hukukçu Piraye Bigat Hanıma ilişkin sayfalar oldu…

Konuşmasının bir yerinde parti Genel Yönetim Kurulu’nu parti tüzüğünü göz ardı etmekle eleştren Piraye Hanım, tüzük hükümlerinden söz ettikten sonra konuşmasını şöyle sürdürüyor:

“Ama anlaşılıyor ki, tüzüğün hükmü kalmadı. Bundan sonra ne yapmalıyız?Tüzüğü bırakıp Menderes’in ne istediğine mi bakmalıyız?’Acaba bugün Menderes ne yapmamızı ister?’sorusunu cevaplamak için fal mı açmalıyız?”

Demokrat Partisi’nin kuruluşunda çok emeği geçmiş olduğunu (bu arada , yıllar sonra ,1999’da, “Demokrat Parti Masalı “adlı bir kitap yayınladığını) öğrendiğimiz bu gerçek bir “medeni cesaret” sahibi hanımefendinin,bu kurultay konuşmasından sonra, Menderes’in sözleriyle “bohçasını toplamak” zorunda kaldığını tahmin etmek güç değil…

27 Mayıs devrimini eleştiren günümüz “demokrasi kahramanları”nın ve bu konuda kafası karışık olanların, Öymen’in kitabın bu sayfalarını okumaları bile Menderes’in ve partisinin diktatörleşme süreçlerini kavramalarına yardımcı olacaktır…

***

Posta kutumdan çıkan yine büyük oylumlu ikinci kitap Dr.Alper Akçam’ın “Anadolu Rönesansı” adlı yapıtı oldu…

Kitabın neredeyse bir fasikül oylumundaki bölüm ve ara başlıklarını okumak bile, ulusal kültürümüz alanında nasıl geniş kapsamlı bir yapıtla karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor.

İlk bölümde “’Erken Cumhuriyet Dönemi’ Kültür ve Eğitim Politikalarına Yönelik Eleştiriler” başlığı altında siyaset ve edebiyat konulu kuramsal denemelerini toplayan Akçam, İkinci bölümde “Eleştiriler Işığında Türkiye Cumhuriyeti Uluslaşma Süreci’nin Kısa Tarihçesi”ni veriyor. Üçüncü bölümde ise “Erken Cumhuriyet Dönemi’ Kültür ve Eğitim Politikaları” konusundaki yazılarını topluyor.

Sevgili Dr.Akçam’ın“Anadolu Rönesansı”nın başucu kitaplarım arasında yer alacağını şimdiden söyleyebilirim…

***

Kardeşim Metin Demirtaş’ın “Yasaklı Nasrettin Hoca Şenlikleri” ile Arif Keskiner arkadaşımın “Yaşar Kemal’li Anılar”ından söz etmeyi ise zorunlu olarak bir sonraki yazıya bırakıyorum…