KOMPLODAN ANALİZE METASTAZ

Araştırmacı yazar Aytunç Altındal geçtiğimiz günlerde hayata gözlerini yumdu.

Sağlığında Altındal tartışılan bir isimdi. Kitapları hep çok sattı; televizyonlardaki tartışma programlarının aranan isimlerindendi. Arkasından gazetelerde ve sosyal medyada birçok şey yazıldı. Siyasete farklı bir açıdan bakabilen, ülkenin önemli siyaset bilimcilerinden olduğu söylendi. Peki, gerçekten de öyle miydi? Bahsedilen “farklı bakış açısı” neydi? Altındal’ın popülerliği nereden geliyordu? Bütün bu soruları yanıtlayabilmek için öncelikle Altındal’ın tezlerine kısaca bir göz atmak gerekiyor.

Altındal tarihi ezoterik akımların ve gizli örgütlerin etkileriyle açıklamaya çalışırdı. Ona göre, Katolik kilisesinin gnostik Hıristiyanlıkla mücadelesini bilmeden insanlık tarihini kavramak mümkün değildi. Kilise, tıpkı birçok pagan uygulamasına yaptığı gibi birinci yüzyılın en önemli şifacısı ve büyücüsü olan Tyanalı Apollonius’un yaşamına da sahip çıkmıştı.

Altındal’a göre günümüze yön veren kavramların, inançların ve bütün toplumsal olayların ardında gizli fesat yuvaları vardı. ‘Eşitlik, özgürlük, kardeşlik’ şiarlarını Fransız Devrimi ile masonlar gündeme getirmişti. Kiliseye karşı yürütülen Aydınlanma mücadelesi bir avuç büyücü ve çeşitli gnostik tarikatlar tarafından yönetilmişti.

İtalya’nın birliğini sağlayan Garibaldi, Amerikan Devrimi’nin önderlerinden George Washington masondu. Karl Marx, İlluminati’nin İslami kanadına mensup ‘Hak Birliği’ örgütü üyesiydi. CFR, Ekim Devrimi öncesi ve sonrasında Lenin’e yardım etmişti. Aynı örgütler Adolf Hitler’i de önce bir ailenin yanına yerleştirmiş, sonra da bir plan çerçevesinde iktidara getirmişti. Hitler’i iktidara taşıyan örgütün Türkiye ayağındaki isim de hem mason hem de Bektaşiydi. Söz konusu gizli örgütlerin asıl hedefi, gnostik/masonik AB’nin bayrağındaki 12 yıldızdan da anlaşılacağı üzere, Avrupa Birliği idi. NATO bayrağındaki 4 köşeli yıldız da okültik bir işaretti.

Altındal devrimden ve toplumsal olaylardan haz etmezdi. Solcu bir geçmişi olduğunu iddia ederdi ama bütün komplo teorisyenleri gibi her türlü toplumsal harekete kuşkuyla bakardı. Kafasındaki dünyada emekçiler ya da farklı toplumsal sınıflar olmadığı için onları temsil eden örgütler de yoktu. Tarih boyunca gerçekleşmiş bütün devrimlerin, savaşların ve diğer toplumsal çalkantıların gizli örgütlerin işi olduğuna inanırdı. Devrim kavramının bile 17. yüzyılda bu türden örgütler sayesinde siyasi literatüre girdiğini iddia ederdi. Kimler yoktu ki bunlar arasında… Masonlar, Gül-Haç Şövalyeleri, İlluminati, CFR, Bildenberg ve en son olarak da Tavistok… Altındal’a göre bir tür ‘Komplo Enternasyonali’ tarafından yönetilen bütün bu örgütler aynı amaca, yani gnostik-masonik Hıristiyanlığa hizmet etmekteydi.

Yıldızın yükseldiği an

Gelelim Altındal’ın son yıllarda popüler olma nedenlerine… Bu durumun birbiriyle ilişkili iki ana nedeni vardı. İlk olarak İslamcılığın yükselişi ve bütün muhaliflerini Yahudi ya da Ermeni olmakla itham eden siyasi iktidarın komplo teorilerine meraklı olması Altındal’ın önünü açmıştı. Altındal’ın “farklı bakış açısı” bu dönemde keşfedildi. İnsanların Maya Takvimi’ne ya da Türkiye’de yaşanan siyasi çekişmelerin aslında “Beyaz Türklere karşı mücadele” olduğuna inandığı bir dönemde Altındal’ın yıldızının yükselmesi son derece doğaldı. Danışman değilse bile bir televizyon starı olma yolunda önemli adımlar attı.

Popülerliğin ikinci nedeni komplo teorilerinin mantığında gizliydi. Her toplumsal hareketin ardında gizli bir örgüt arayan Altındal, doğal olarak Cumhuriyet Devrimi’ne de soğuk bakıyordu. Aydınlanma’nın ve laikliğin toplumsal kökenini görmediği için tuhaf bir laiklik tanımı icat etmişti. Ona göre laiklik de gizli örgütlerin icatlarındandı. İslam dini ve Osmanlı Devleti evrimci sekülerizmi, cumhuriyet ise devrimci laikliği temsil etmekteydi.

Osmanlı’nın katılımcı sekülerliği cumhuriyetin elitist laikliğine göre çok daha hoşgörülüydü. Laikliği din adamlarına düşmanlığa indirgeyen dar kalıpçı, tabanı olmayan, tepeden inmeci ve elitist anlayış terk edilmeliydi. Batılı kapitalist/emperyalist mihraklar öyle istiyor diye inananların baskı altında tutulmasına son verilmeliydi. Devlet ceberrutluktan uzaklaşmalı ve laiklik sivilleştirilmeliydi. Altındal’ın bu iddiaları günümüzün resmi ideolojisiyle uyum içerisindeydi. Onun Cumhuriyet Devrimi’ni ve laikliği küçümseyen komplocu bakışı yeni dönemin iktidar sahiplerinin çok hoşuna gitmişti. Zaten son dönemde o da mesajı almış ve hemen yeni pozisyon belirlemişti.

Başbakanın “Allah vergisi karizmasının” Suriye’deki gidişatı nasıl değiştirebileceğini anlatmaya başladı. Türkiye’nin Ortadoğu’daki “liderliğinin” nasıl engellendiğine dair ifadeleri, Dışişleri Bakanlığı bültenlerini aratmıyordu. Hilafetin “Atatürk’ün gizli vasiyeti” olduğunu ve bu vasiyetin AKP’ye tarihi bir misyon yüklediğini iddia etti. Bu “tarihi misyonu” zora sokan Gezi Direnişi’ne cephe aldı. Yaşananların nedeninin İMF’ye olan borçların “ödenmesi” ve uluslararası faiz lobisi olduğunu öne sürdü. Telekineziden bahsetmedi ama Bildenberg Toplantıları’na dikkat çekti. Kritik zamanlarda her ikisinin de aynı kapıya çıktığını bilecek kapasitede bir adamdı.

Siyasetteki ve medyadaki kanser

Aslına bakılırsa içinde bulunduğumuz dönemde Altındal’ın tezlerinin eleştirisi pek bir önem taşımamaktadır. Üzerinde düşünülmesi gereken esas şey komplo teorilerinin günümüzdeki gücü ve etkisidir. Hayatı boyunca komplo teorileriyle haşır neşir olan ve bunu hiç inkâr etmeyen Aytunç Altındal’ın televizyon kanalları tarafından “siyasi analizci” mertebesine getirilmesi çok düşündürücüdür. Siyasi sistem ve medya, komplo teorisyenlerine danışmadan adım bile atamaz hale gelmiştir. İşin kötüsü bu durum kısa vadede düzeleceğe de benzememektedir. Sağlığında Altındal’ın tezlerini fütursuzca kullananların, onun ölüm şeklini bile malzeme yapmaktan çekinmemesi durumun vehametini göstermesi açısından önemlidir. Altındal’ın zamansız ölümü kadar siyaseti ve medyayı saran bu amansız hastalığa da üzülmek gerekmektedir.