İNÖNÜ’DEN ERDOĞAN’A CEVAP

Marcel Proust “Geçmiş Zamanın Ardından” da, geçmiş ile bugünü bir arada yaşadığı, böylelikle bir anlamda, zaman dışına çıktığı, anı betimler.

Bugünlerde, aralarında elli yıl fark olan zaman dilimlerini bir arada yaşama duygusunu ben de tattım.

Altan Öymen’in kendi öz tarihini, Türkiye’nin ve dünyanın tarihiyle birleştirerek, olağanüstü bir alaşım yarattığı anı kitaplarından dördüncüsünü “Ve İhtilal”i okurken, 1955 – 60 yılları ile 2002- 2013 yıllarını üst üste kondurulmuş görüntüler şeklinde izledim.

Zaman zaman, bugünü mü, 50 – 55 yıl öncesini mi yaşadığımı şaşırdım ve anı türüne yepyeni bir boyut kazandıran kitabı okurken, elli yıldan fazla sürmüş bir kabusun içine düşmüş gibi hissettim kendimi.

Demokrat Parti sivil darbesiyle, AKP sivil darbesi o kadar birbirine benzemekte, Menderes’in demokrasi algısıyla Tayyip Erdoğan’ın demokrasi algısı, karbon kağıdıyla çoğaltılmış metinler gibi öylesine birbiriyle tıpatıp ayniyet arz etmekteydi ki, şimdiye dek okuduğum en güncel geçmiş anlatısıyla karşılaşmış oldum.

***

Aynı mekanlarda, değişik zamanlarda, değişik insanlarla tekrarlanan birbirinin aynı öyküler insanda, öylesine garip duygular uyandırıyor ki, örneğin, demokrasiye aykırı, baskıcı, hakları ayaklar altına alıcı davranışları yüzünden her eleştirildiğine, tek parti dönemine atıf yaparak, “sizin zamanınız neydi ki!” türünden yanıtlarla üste çıkmaya çalışan Adnan Menderes’e yanıt veren İsmet İnönü’nün sözlerinin gerçekten Menderes’e mi, yoksa elli yıl sonra bugün aynı davranışlar içinde olan Tayyip Erdoğan’a mı yönelik olduğunu kestiremiyor, zaman zaman olaylarla kişileri birbirine karıştırıyorsunuz.

Dilerseniz kısaca bir göz atalım da siz kendiniz karar verin:

27 Haziran 1956 çarşamba günü TBMM de önemli bir oturum vardı. Konu, Demokrat Parti’nin muhalefet partileri mensuplarının ve derneklerin toplantı ve gösteri yürüyüşlerine kısıtlama getiren yasa tasarısıdır.

İsmet İnönü ile Fevzi Lütf Karaosmanoğlu da konuşmak için adlarını yazdırmışlardır.
İnönü’nün konuşması sırasında bu tasarının demokrasilerdeki hak ve özgürlüklere aykırı olduğunu söylemesi üzerine DP Sıvas Milletvekili Nurettin Ertürk oturduğu yerden seslenir:

-Vatandaşın hak ve hürriyeti lafları senin ağzına yakışmıyor İsmet Paşa
Menderes’in çok fazla kullandığı savı çağırıştıran bu lafa İsmet İnönü’nün yanıtı müthiştir:Aramızdaki farkı bilelim, biz mutlakiyetten bugüne geldik, siz ise bugünden mutlakiyete gidiyorsunuz.

İsmet paşa hem Nurettin Ertürk ve hem de Menderes’e yanıt veriyordu.

***

Ama İnönü, aynı anda sanki, Nurettin Ertürk veya Adnan Menderes’e değil de elli yıl sonra, aynı savları tekrarlayacak olan Tayyip Erdoğan’a cevap veriyor gibidir ve sadece onunla da kalmamakta, Türk demokrasi tarihinin en büyük noksanını vurgulamaktadır.

Gerçekten de, Türk demokrasisinin en büyük eksiği budur.

Cumhuriyet, Takriri Sükunla başlayıp, tek parti dönemiyle süren ve acılı savaş yıllarını da içeren bir dönemi kısa bir sürede, herhangi bir sarsıntı, kriz, darbe veya tehdit olmadan atlatmış, tek parti yönetimi, liderinin öz iradesiyle kendi tersine dönüşerek, mutlakiyetten haklar ve özgürlükler rejimine geçişi başarabilmiştir.

Ama ne yazık ki, o noktadan hareketle, başlangıç noktası olarak iyi, demokratik hedef olarak yetersiz, çoğunlukçu demokrasiden , gerçekten çoğulcu bir demokrasiye geçememiş, tekrar mutlakiyete tornistan etmiştir.

Altan Öymen’in ibret dolu dört kitabının dördüncüsünde, bu olgu bütün ayrıntılarıyla, belgeleriyle, gerçek peşinde olup, her zaman bütün görüşleri anlatma konusunda çok titiz bir gazetecinin kaleminden anlatırken, üne de bugüne de ışık tutuyor.

Herkese hararetle tavsiye ederim!