SİSTEMİN DAİMİ MAĞDURLARI

Siyasetin daha doğrusu siyasi polemiklerin daima kadınlar ve çocuklar üzerinden yapıldığı bir ülke burası. Dolayısıyla sistemin daimi mağdurları da kadınlar ve çocuklar oluyor. 
25 Kasım Dünya Kadına Karşı Şiddetle Mücadele Günü’ydü ve Türkiye’nin birçok yerinde kadınlar erkek ve devlet şiddetine karşı sokaklardaydılar. Aynı saatlerde yine Türkiye’nin birçok yerinde erkekler eşlerini bıçaklıyor, öldürüyordu… Kadına yönelik şiddet daha çok aile içinden, evden geliyor. Bu yıllardır biliniyor, sözde önleyici yasalar çıkartılıyor ancak bir arpa boyu bile yol alınamıyor. Bunun yerine kürtajı engelleme girişimleri ile, “evlilik teşvik paketi” ile “kadın istihdamı paketi(!)” ile AKP, kadınları çok çocuk doğurmaya, evdeki tüm bakım yükünü üstlenmeye, ucuz ve güvencesiz koşullarda çalışmaya zorluyor. AKP, kadınları aileye, babaya, kocaya mahkûm etmeye çalışıyor! Kısacası kadını güçsüzleştiriyor. 
“Demokratım diyen erkekler bile demokrat kimliklerini eve girince ayakkabıları ile kapının dışında bırakıp içeri öyle giriyorlar…” Bu sözleri 2 yıl kadar önce Diyarbakırlı bir kadından, Hayriye Aşçıoğlu’ndan dinlemiştim. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun 23 ilinde kadının insan hakları konusunda çalışmalar yapan Kamer (Kadın Merkezi) adlı sivil toplum kuruluşunun çalışanlarından biriydi Aşçıoğlu. Bir proje kapsamında mahalle mahalle dolaşarak kadınlarla şiddeti konuşmuştu. “Tuzluğun yerinin değişmesi, yemeğin istediği ısıda olmaması, perdenin aralık kalması bile erkeğe dayak atması için bir neden olabiliyor. Aslında tek neden kadın olmaları. O kadar…” diye anlatmıştı. 
Kadınsız demokrasi ile gelinen nokta bu. Daha ötesi yok ne yazık ki…

***

Başta da dediğimiz gibi AKP siyasetinin bir diğer mağduru da çocuklar. Yazboz tahtasına dönen sınav sisteminden tutun, 4+4+4 uygulamasına, 60 aylık çocukların okula gönderilmesine, okulların büyük kısmının imam hatip okullarına dönüştürülmesine kadar… Son birkaç haftadır ise dersane tartışması almış başını gidiyor. Eğitimin kalitesini nasıl düzeltirim, dünya standartlarında nitelikli eğitim için nasıl adımlar atarım diye bugüne kadar kılını bile kıpırdatmamış olan; eğitim deyince sadece “türban özgürlüğü”nü anlayan Recep Tayyip Erdoğan hükümetinin bir anda dershanelerin karşısına “kapatacağım hepsini” diye dikilmesinin, eğitimdeki aksaklıkları düzeltmek amacıyla olmadığı kesin. Son zamanlarda iyice su yüzüne çıkan Gülen cemaati- Erdoğan kapışmasının son hali ve ne yazık ki yine çocuklar siyasete alet ediliyor her zaman olduğu gibi. Dershanelere, özel derslere, etüt merkezlerine harcanan onca paraya; ailece girilen sınav kamplarına; bütün sistemin test ve sınavlar üzerinden hızlı problem çözme üzerine kurulmasına rağmen öğrencilerin matematik, okuma ve fen alanlarında dökülmeleri; OECD tarafından düzenli olarak yapılan Pisa (Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı) uygulamalarında daima son sıralarda olmaları gerçeği kabak gibi ortada. Ve herkes ping pong maçı izler gibi topun bir cemaate bir hükümete gidip gelmesini izliyor. İşin acı tarafı burada. Ve dershane dönüşümü tartışmasında henüz pek ayırdına varılmayan bir diğer tehlike de açık lise konusu. Adı gibi ucu da açık. Üstelik Türkiye’de ortalama eğitimin 6.8 yıl olduğu gerçeğini bildiğimizde… 



KUTU

Kılıçdaroğlu sendikalara yüklendi 
Geçen hafta sonu gazetemizi ziyaret eden CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na peşi peşine sorularımızı sıralarken konu kıdem tazminatı tartışmalarına, emeğin sömürüsüne, taşeronlaşmaya da geldi doğal olarak. “İşçinin hakkına işçinin kendisi sahip çıkmıyor ki” diye yakındı Kılıçdaroğlu ve sendikaları topa tuttu. Hâlâ süren THY grevini örnek olarak gösteren ve “Bir avuç işçi direniyor, Türk-İş bir kere bile gelip sahip çıktı mı?” diye soran CHP lideri, “İşçi haklarını yalnız CHP savunuyor. Önce sendikaları ve sendika ağalarını eleştirmemiz lazım. Neredeyse bir patron kadar kazanıp hiçbir şey yapmamalarını” dedi. Haklı Kılıçdaroğlu. Önemli bir konuya parmak bastı. Bu ülkede çalışan haklarının düzelmesi, taşeron sisteminin kalkması, insanca bir çalışma düzeninin oluşması isteniyorsa önce sendikaları ayağa kalkmaları için zorlamalıyız…