SOL YANIMDA YAREM VAR…

Erkek milletinin, Çok Üstün Küçükbaşı’na tapınma illetini konu alan yazılarımı buraya kadar okuduysanız, aklınıza bir soru takılmış olması gerek : Yazının henüz icat olmadığı en eski çağlarda, kadının erkeğe üstün sayıldığı anaerkil toplum yapısından söz edilir. Ne zaman, ne olmuştur da kadınlık aşağılanıp erkeklik yüceltilmeye başlanmıştır?

Bana bu yazıları esinleyen İngiliz yazar Tom Hickman’ın gerçekten dört dörtlük incelemesi « Tanrı’nın Zamazingosu » kitabında verdiği bilgilere göre, toplumsal yapıyı tersyüz eden bu denge değişikliği de –tıpkı bugünkü gibi- bir cehalet ürünü.

Tarih Öncesi anaerkil toplum yapısında kadının erkeğe üstün sayılması, doğurganlık olgusunda erkeğin kendi katkısını bilmemesinden kaynaklanıyor!

Doğuramayan erkek, doğurabilen kadını « mucize yaratıcı » kabulleniyor. Ama henüz küçükbaşın vesayetine girmeyen büyükbaşı, küçük ve büyükbaş hayvan yetiştirmeye başladığından öteye ; « sahada » yaptığı gözlemlerle dölleme sürecinde hayvan pipisiyle kendi pipisi arasında ilinti kurmakta gecikmiyor.

***

Doğum mucizesindeki tohumculuk önemini keşifle birlikte, erkeğin henüz elyordamı bilgiler dışında tın tın boş büyükbaşı, cehaletin bir ucundan öteki ucuna savruluyor ve bu kez, pipisini « yaratıcı » sanıp, tapınmaya başlıyor.

Ama o gün de bugün olduğu gibi, asla ve kat’a kadın ile erkeğin yaşam mucizesini birlikte yarattıklarını, dolayısıyla eşit olmaları gerektiğini düşünmüyor. Egemenliği paylaşmak istemiyor. Varsa yoksa üstünlük peşinde, çünkü tapınmak ihtiyacında ve üstün olana tanrı deniliyor!

Cahil büyükbaşın beyinsiz küçükbaşını kutsayıp tapınması, sözlüde öyle bir boyuta ulaşıyor ki, yazının icadından sonra ilk ve tabii ki erkek bilginlerin de cana dair üzerine eğildikleri ilk bilgi kaynağı pipi oluyor. Ne var ki bu yarı bilginler, pipinin anatomisini anlamaktan çok, inandıkları tanrısallığını kanıtlamaya çalışıyorlar.

***

Bilgi Batı’dan mı Doğu’ya gitti, yoksa tersi mi bilinmez ; ama kadının ikinci sınıf bir yaratık olduğuna dair inancın temelinde, yine bizim ellerden, Bergama’lı bir « düşünür doktor » müsveddesi var. Antik Çağ Yunan uygarlığının Hipokrates’ten sonraki en büyük tıp bilgini sayılan Klaudios Galenus, hayatında kedi ve köpeklerden başka hiç bir kadavra üzerinde çalışmamış olmasına rağmen, « insanın tek cins olduğu » savını ileri sürüyor. Kadının, pipisi ve takım taklavatı dışarı çıkamamış, gelişimi tamamlanmamış erkek olduğuna inanıyor.

Ve bilgiç bilgiç yazıyor : «Kadın cinsel organlarını dışa, erkeğin cinsel organlarını da içe doğru tersyüz ederseniz, iki fizyolojinin tıpatıp benzer olduğu görülür ».

Yok artık, diyeceksiniz, ama inanın o çağlarda cehaletin dibi yok (şimdi var mı ?).

Bergama’da doğup, Roma’da « sanatını » icra eden Galenus’un, kadının geri kalmışlığını ve erkeğin ileri gitmişliğini açıklayan savı, Hristiyanlığın birinci yüzyılını geride bırakan ruhbanın pek işine geldi. Galenus’un insanın tek cins, kadının da gelişimini tamamlamamış erkek olduğu zırvası, Katolik Kilise tarafından « dogma » ilan edilip, öyle birkaç yüzyıl değil, ta Rönesans’a kadar doğruluğu tartışılmaz doktrin, olarak kutsandı.

***

Ama cehaletin döllediği en acıklı bellek mirası, yüzyıllar sonra toplumsal alana « sol » kavramıyla dönecek olan yanılgıydı : Aristoteles, bir sonraki yazıda açıklayacağım tuhaf çıkarsamalar sonucu ; erkek çocuk taşıyan spermanın mükemmel olan sağ testisten, kız çocuk taşıyan spermanın gelişmemiş sol testisten geldiğine hükmetti. Ve bunları yazıya döktü !

Söz uçar, yazı kalır derler ya… Doğrudur. Tarihi, gerçeği söyleyenler değil, yalanı bile yazanlar değiştirmiştir.

Aristoteles’in bu hükmünden öteye, erkek çocuğun ana karnının sağlam sağında, kız çocukların ise sakat tarafı, solunda geliştiği düşüncesi yaygınlaştı.

Spermanın kızı erkeği yokmuş, ana karnının sağı solu birmiş, kız çocuklar erkek çocuklardan daha dayanıklı olurmuş, ne gam ?

Aristoteles’in anatomik ayrımı, saçmalığı anlaşıldıktan yüzyıllar sonra karşımıza politik ayrım olarak çıkacak ; kusursuz sağlam doktrin « sağ » yanda, kusurlu sakat doktrin « sol » yanda mevzilenecekti.

İşte bu yüzdendir ki, sol düşünce yeşerdiğinden beri dişilikle hemen aynı kaderi paylaşır ve kadın haklarına paralel bir tarih izler.

Adem’den beri çok az sayıda iki ayaklı, adam denilmeyi hak etmiştir.
Marguerite Yourcenar

«G» NOKTASI

Aşk hastası oldum, öptükçe öp beni
Sana yaslanarak çıkayım çölden
İşte çiçekler açıyor
Altmış kraliçe, seksen cariye, sayısız bakire olsa
bir tanedir güvercinim
Gölgende durmak ne hoş
Tadı damağımda meyvelerinin
Kış geçti, çiçekler açtı. Kumrular.
Aşk ölüm kadar güçlü
Tutku katı -ölüler diyarı kadar
Aşkı söndüremez engin sular
Peçe ardındaki gözler güvercin gibi
Peçe ardındaki yanaklar nar parçası sanki

TARIK GÜNERSEL
Gezi/Artshop Seçilmiş Şiirler, 2013