ÇARESİ İSYAN…

1994’ü başlangıç aldığımızda Halûk Çetin’le şiir-müzik dinletilerimizin tarihi önümüzdeki yıl 20. yılına ulaşmış olacak.

Antalya Karaoğlan Parkı konser salonunda birlikte ilk kez sahneye çıktığımızda, bu şiir-müzik buluşmasının bunca yıl süreceğini ikimiz de bilemezdik.

“Yurdu Teninde Duymak” adlı kitabımda bazılarını yazdım…

O günlerden bu günlere, sözcüğün gerçek anlamıyla Edirne’den Ardahan’a
yüzlerce dinletimiz oldu…

Tek tek sayabilmem olanaksız…

Ancak, dinleti vermediğimiz kentlerimizin sayısının bir elin parmaklarını geçmeyeceğini rahatlıkla söyleyebilirim.

Bazı kentlerimizde birden çok fazla dinletimiz oldu…

Buna daha küçük yerleşim birimlerini, bu arada yurt dışı dinletilerimizi de eklemek gerek…

Yüzlerce dinletide izleyicilerimizin sayısının da yüz binlere ölçülecek olması doğaldır…

İki sanatçının bu sanatsal buluşması ve bu buluşmanın bunca zamandır kesintisiz sürmesi olağanüstüdür…

Fakat öyküye biraz daha önceden başlamak gerekiyor…

***

1982’de cezaevi, 1984te ülkeden zorunlu ayrılış sonrasında, yurt dışındaki sürgünlük yıllarımda, özellikle Almanya’nın neredeyse bütün kentlerinde topluluk önünde şiirlerimi okudum…

Yaklaşık bir saat süren bu şiir dinletilerini bir müzisyenle birlikte yapmak düşüncesi aklıma o okumalar sırasında geldi…

Özellikle “eşliğinde” değil “birlikte” sözcüğünü kullanıyorum…

Çünkü şiirin müzik eşliğinde okunmasına hiçbir zaman yakınlık duymadım…

Şiirin kendi dizemi(ritim), ezgiselliği vardır…

Bu ezgiselliğin müzikle desteklenmesine gereksinimi olmadığı gibi, böyle bir müzik eşliği izleyiciyi etkilemede işin kolayına kaçmaktır…

Dahası, şiirin(dilin) ezgiselliğinin ikinci planda kalması, belki yok olmasıdır…

Benim düşündüğüm ve yurt dışı dinletilerimde zaman zaman gerçekleştirdiğim başka bir şeydi…

Şiirlerimi bazen tematik, bazen zamandizimsel(kronolojik) sıralamalarla okurken, bu tematik bölümler arasında onlara uygun sözlü ya da sözsüz bir ezgi
hem tekdüzeliği kıracak, hem bölümler arasındaki geçişte bir köprü olacak, hem de sahnedeki kişinin topluluk karşısındaki kaçınılmaz gerginliğini azaltacaktı…

Türkiye’ye dönüş öncesinde ülkeye ayak bastıktan sonra gerçekleştirmeyi en çok arzuladığım şey ise, bütün ülkeyi şiirlerimi okuyarak dolaşmaktı…

Başlangıçtaki birkaç dinletide topluluk önüne birlikte çıktığımız müzisyen arkadaşlarla birlikteliğimiz uzun ömürlü olamadı.

Halûk Çetin’le daha ilk dinletide yakaladığımız uyum, aksamaksızın ve gittikçe gelişerek, bugün bence mükemmel diyebileceğim bir düzeye ulaştı…

Halûk’un en büyük katkısı ise, daha ikinci dinletimizden başlayarak, söylenecek şarkıların benim şiirlerimden yapılan besteler olmasını düşünüp önermesiydi

Doğrusu bunu hiç düşünmemiştim…

Böylece dinletilerimiz, her birinde az çok değişikliğe uğrayarak, bugüne kadar süregelen biçimini kazanmış oldu…

***

Şiirlerimden yapılan çok sayıda beste arasında Halûk’unkilerin kuşkusuz özel yeri vardır.

Ortak albümümüze adını veren “Aşk İki Kişiliktir” bunların en ön sırasında yer alır.

“Kırk Yaşın Eşiğinde Şiir” en sevdiklerimdendir…

Birlikte yaptığımız albümden sonra Halûk aralarında benim de olduğum çağdaş şairlerimizden yaptığı besteleri “Şiir İçi Şarkılar” adlı albümünde topladı.

Şu günlerde ise uzun ve zahmetli bir çalışma ürünü, Pir Sultan, Karacaoğlan,Köroğlu,Dadaloğlu,Mahzuni, Muhyi,Veysel, Neşet Ertaş,ve Muhlis Akarsu’nun deyişlerini seslendirdiği “Çaresi İsyan Olmuştur” adlı albümü şiir ve müzik severlerin ilgisine sunuldu…

Albümde, yukarıda adları sayılan ozanların Halûk Çetin’in sesiyle ve gitarıyla yorumlanan türkülerinin ve A. Gördüm’ün okuduğu bir Nâzım Hikmet şiirinin yanı sıra, Halûk’un bestesi ve yorumuyla benim “Yunus Gibi” adlı şiirim de yer alıyor…

Zaten albüm, adını bu şiirin son dizesinden alıyor…

***

“Çaresi İsyan Olmuştur” Gezi Direnişi’yle yükselen devrimci isyan ve dayanışma ruhuna, müzikle ve şiirle bir destek bildirisi gibi, yüzyılların öfkesini ve sevdasını günümüze taşıyor…

Bu öfkeyi ve sevdayı günümüzdekilerle buluşturuyor…

Bu özellikleriyle de bence, en büyük sayıda şiir ve müzik severin ilgisini hak ediyor…