BARIŞI KAZANMAK DAHA GÜÇ

1990 yılında Maryland Üniversitesi’ndeki oğlumu ziyarete gitmiştik. Maryland ve Washigton DC zenci nüfusun hayli fazla olduğu yerlerdi. Gezinin ilk gününde, Devrim beni bir kenara çekti sıkılarak şunları söyledi:

-Baba beni ırkçı zannetme, ama zencilere dikkat et! Kimileri çok tehlikeli olabiliyor.

Uyarı haklıydı, ama yapılması da eza vericiydi. Hele hele konuyu hiç bilmeyenler için her şey çok yalındı. Siyah – beyaz sorununu siyah beyaz film zıtlığına indirgemiş olanlar için, bir yanda “zavallı iyi zenciler”, öte yanda ise, “sömürücü, baskıcı, ırkçı kötü beyazlar”vardı.

Amerikalının ak yüzü kara adam, kara yüzü ise beyaz adamdı. Aynı şey G. Afrika Birliği için de geçerliydi, hatta daha beterdi bile.

Öyle ya, ABD’de Jim Crown uygulamaları çoktan geride kalmış, ırkçılığa karşı yasalar yürürlüğe konmuş olmasına karşın, G. Afrika Birliği’nde Appartheid hala yürürlükte, efsanevi lider Mandela ise hapisteydi.

O zaman sorunu uzaktan izleyip. Mazlum siyah- zalim beyaz zıtlığına indirenlere göre mazlum siyah başkaldırıp,zalim beyazı devirdi mi mesele çözülecekti.

Oysa her şey siyah beyaz zıtlığından daha karmaşık, daha çok renkli ve daha güçtü.

Neyse ki ırkçılığa direnişin 27 yıldır hapiste olan önderi işin bu yönünü görüyordu.

***

“Madiba” için, direnişi, savaşı kazanmaktan çok daha önemlisi barışı kazanmak, uzlaşmayı sağlamaktı.

Gerçekten de, barışı kazanmak yani uzlaşmayı sağlamak, savaşı kazanmaktan çok daha güç. Savaşı kazanmak barışı kazanmaya oranla görece kolaydır.

Ama savaşın zaferi, acıdır, kanlıdır, yarımdır.

Savaşta kazanan olduğu andan itibaren bir de kaybeden vardır.

Oysa barışta, tümüyle kaybeden yoktur.

Zaten birinin kazandığı öbürünün kaybettiği durumda varılan gerçek barış değil, olsa olsa bir “savaşmama hali” olur ki, o da kendi savaşının tohumlarını içinde filizlendirip, yeşerterek bir yere kadar gelişir.

Nelson Mandela, karmaşık G. Afrika gerçeğinin bilincinde bir önder olarak, baskı mekanizması içinde, zalimle mazlumun yerini yerini değiştirerek, sorununun çözülemeyeceğinin çoktan bilincine varmıştı.

Baskıcı yasaları kaldırmak, zencinin ikinci sınıf insanlığını hiç değilse yasal açıdan yok etmek, herkese yasal eşitlik statüsünden yararlanma hakkını sağlamak yetmezdi.

***

Gerçekten ırkçılığı aşabilmek, siyah adamla beyaz adamın uzlaşması sonunda bir arada yaşamayı kabul etmiş , sindirmiş bir toplumla mümkündü.

Bu da mazlumu siyahtan beyaza, zalimi beyazdan siyaha çevirmekle olacak şey değildi.

Siyah adamın lideri uzlaşmak için, yalnızca karşısındakini yenmek değil, onu ikna etmek, inandırmak zorundaydı.

Ama bunun için karşısında olan ve yanına almaya çalıştığı beyazdan daha büyük bir engel vardı:

İçindeki kini.

Siyah adam içindeki kini nefreti yenmek zorundaydı her şeyden önce.

Önder önce bunu başardı. Sonra bu davranışı öbür siyah kardeşlerine kabul ettirmeye çalıştı.

Daha önce yaşananlar düşünüldüğünde, ekonomik ve sosyal farklılıklar göz önünde bulundurulduğunda bunun hiç de kolay bir iş olmadığı rahatça anlaşılır.

Mandela bunu büyük ölçüde başardı.

Kinine sahip çıkan gençlerin yaratılmasını amaçlayan insanlar yetiştirmek istediğini söyleyenlerin de var olduğu bir dünyada, O kinini yenip, uzlaşmayı sağlayacak adamlar oluşturmayı başardı.

Yirminci yüzyılın savaş kazanan lideri çok.

Mandela çok daha zorunu yaptı, barışı kazanıp, uzlaşmayı sağlayan yolun önünü açtı.