KİM OLDUĞUMUZ ÜZERİNE

Demek ki gün gelecek, içinden geçmekte olduğumuz toplumsal altüst olma süreçlerinde kim olup olmadığımızı da tartışmamız gerekecekmiş…

Ortaya bir soru atılmışsa ve destekçisi de varsa ,deli saçması bile olsa üzerinde durmak, yanlışını, varsa doğrusunu göstermeye çalışmak gerekiyor.

Bu nedenle, Türk diye bir ırk yoktur, Türklük bir sentezdir gibi bir iddiayı da elimizin tersiyle itmeyip üzerinde durmalıyız…

***

Öncelikle ırk kavramı üzerinde anlaşmaya çalışalım…

Nedir ırk?

İnsan dediğimiz canlı türü bakımından değerlendirecek olursak, “Aynı soydan gelen insanlar arasında fizyolojik, kültürel vb. benzerlikleri sağlayan öğelerin bütünü” gibi bir tanım, belki eksik de olsa sanırım yanlış sayılmaz.

Bu tanımla baktığımızda, farklı kollara ayrılmış olsalar da , tıpkı Slavlar, Anglosaksonlar, Franklar, Germenler gibi, Orta Asya, Kafkasya vb. kökenli bir Türk kimliğinin varlığı yeterince açıktır.

Bu Türklerden bir bölümü bundan yaklaşık bin yıl önce Küçük Asya diye de adlandırılan Anadolu’ya akın ettiler ve bu günlere kadar süren büyük serüven böylece başlamış oldu…

***

Türk kimliğinin Anadolu’ya ve onun da ötesinde Orta Doğuya, Kırım’a, Balkanlar’a, Avrupa içlerine uzanan serüveninin oldukça karmaşık süreçlerden geçtiğini kabul etmek gerekir…

Bu serüven, günümüzdeki işçi göçleriyle, bu gün de devam etmektedir.

Anadolu’ya ayak basan Türk soyundan topluluklar zaman içinde buradaki halklarla karışıp kaynaştılar.

Bu, kaçınılmaz, doğal bir süreçti.

Günümüz Türkiye Türklüğü, bu bakımdan, hiç kuşkusuz “ırksal” bir olgu olmaktan çok daha fazla bir “sentez” olgusudur…

Fakat bu, sadece Türkiye Türklüğü bakımından değil, ilkel kabileler konumunda yaşamakta olan az sayıda topluluklar dışında, bütün insan toplulukları bakımından böyledir…

Çünkü günümüzde insan toplulukları “ırksal” değil “ulusal” kimliklerce adlandırılıyor…

Kaldı ki ulusal kimliklerin de daha geniş sentez kimliklere evrileceği, evrilmekte olduğu yine kaçınılmaz bir olgudur…

***

Burada yanıtlanması gereken soru, Anadolu’da pek çok halkla karışıp kaynaşan Türk soyundan toplulukların, kimliklerini nasıl olup da yitirmedikleri,
bu coğrafyanın neden, Türklerin kendilerinden de daha çok bütün dünyaca, Türkiye diye bilinip adlandırıldığıdır…

Sorunun yanıtlarını ben, söz konusu toplulukların, akıncı, savaşımcı, aynı ölçüde de kurucu kimliklerinin yanı sıra, Türkçenin kolay özümsenir, sağlam omurgasında, özellikle de fiillerinin yalın ve güçlü anlam ve ses özelliklerinde görüyorum…

Müslümanlığa geçiş süreçlerinin kazandırdığı dinamizmi de bunlara eklemek gerekir…

***

Günümüz dünyasında ırksal kavramlarla düşünmek ilkelliktir.

Fakat ulus gerçeğinin yadsınması da, kasıtlı bir bölücülük değilse eğer, ırksal kavramlarla düşünmek kadar bilim dışıdır.

Önceki yazılarımda bir çok kez dile getirip açıklamaya çalıştığım “Türkiye Türklüğü” kavramını bir kez daha yineliyorum…

İster Türklük, ister Türkiye Türklüğü denilsin, Türkiye bakımından “Türk” kavramı bir ırkın, bu ülkedeki etnik topluluklardan birinin adı değil, bir ulusal kimliğin adıdır…

Bu ad, tıpkı Türkiye adı gibi, herhangi bir zorlamayla değil, tarihsel süreçlerde, kazanılmış, hak edilmiştir…

Asıl şimdi yapılmak istenen, gerçekliğe aykırı bir zorlamayla, Türk ulusal kimliğinin etnik bir topluluğun adı olmaya indirgenerek daraltılması, ardından da Türk ulusunun parçalara bölünerek sonuçta Türkiye adının da anlamsızlaştırılıp yok edilmesidir…

***

Bir kez daha Türk var mı, yok mu sorusuna dönecek olursak…

Türk soyundan topluluklar binlerce yıldır vardı, bu gün de varlar…

Türkiye’de Türklük bir ırkın, etnik bir topluluğun değil, bir ulusal kimliğin adıdır.

Bu gün bu ulusal kimlik, çeşitli biçimlerde, etnik ayrımcılıkların ve ümmetçi gericiliğin, emperyalizm destekli saldırısı altındadır…