UTANMAYANLAR ARASINDA…

Öğrenmeye çalışıyorum, isimleri aklımda tutmaya… İstihbarat, MİT, Emniyet? Polisin , askerin, jandarmanın, bakanlıkların, savcıların, yargıçların içine sızmalar… Hangisi cemaatten yanaydı, hangisi hükümetten… Kim, hangi yazar, hangi gazeteci Fettulah’ın adamı, hangisi Tayyip’in…

Dudak bükmeyin, çok önemli bunlar… Hayati sorunlar bunlar. Türkiye nefesini tuttu bununla ilgileniyor günlerdir. Hiç "günlerdir" olur mu, yıllardır!

Evden ya da sokaktan alınıp götürülmeniz; bilgisayarınıza sahte belgeler yüklenmesi, yargı önüne çıkarılmanız, mahkum olup olmamanız , hapis yatıp yatmamanız, hapiste göreceğiniz muamele hep bunlara bağlı…

Yoksa Siz hala hak ve hukuk devletinde yaşadığımızı mı sanıyorsunuz?! Ahmet Şık ya da nicelerinin "suçlu" olduklarına bir an inandınız mı yoksa?

Tam dershanelerin Cemaat’e ait olduğunu; kavganın iktidardan daha çok pay almak, daha çok rant almak yüzünden çıktığını öğrenmeye başlamıştım ki, şimdilik kavgayı erteledik dediler, hele şu seçimler geçsin simsarlığa ve hesaplara sonra bakarız dediler…

UTANMAYI DA VİCDANI DA ERTELEDİLER

Şimdilik , daha çok kirli çamaşır ortaya dökülmesin diye kavgayı, krizi, simsarlığı ertelediler görünüyorlar. Ancak kesin olan bir şey varsa utanmayı ve vicdanı da erteledikleri.

Cemaatle hükümet arasındaki kavga yüzünden insanlar hala hapiste…Davaları etkileyecek belgeler ortalıkta ama mahkemeye ulaşamıyor bir türlü… Sahte belgelerle insanların içerde yıllarca hapse tıkıldığı, hapiste öldüğü ortada… Ama utanma da vicdan da ertelendiğine göre bildikleri gibi yola devam ediyorlar…

Utanması olmayanlar sarmış dört bir yanımızı…

Adalet bakanı Sadullah Ergin de açıkladı ya: Çıplak aramanın "hükümlünün utanma duygusunu ihlal etmeyecek şekilde" yapıldığını… Ve televizyon programında Türkiye’deki adaleti ve bakanını övenlerin de utanma duygusu ihlal olmuyor her nasılsa…

İlker Başbuğ’un çağrısı, Hilmi Özkök’ün susuşu… Çağrıyı duymayan kulaklar ve susuşa gözünü yummuş olanlar: Onlar da utanmayı ve vicdanı ertelediler herhalde…

Önceki aşam Celal Şengör t.v. ekranından "Üniversite yok, bilimsel çalışma kalmadı" diyordu. Duyan ya da utanan pek olmadı galiba…

KADINLARIN SEÇİMİ

5 Aralık, kadınlara seçme ve seçilme hakkının verildiği gündü. Oysa

  • Hala işgücüne katılamıyoruz, dört kadından üçü evde oturuyor.
  • Erkeklerle eşit eğitim hakkına sahip olamıyoruz.
  • Devlet çocuk yaşta evlilikleri engellemiyor.
  • Tecavüzcüler serbest bırakılıyor, adeta ödüllendiriliyor.
  • Kocaları, babaları, kardeşleri, sevgilileri tarafından öldürülen kadın sayısı azalmıyor, artıyor.
  • Meclisteki erkekler, milletvekili kadınlara hakaret ediyor, sindirmeye çalışıyor.
  • Kadınlar Mecliste yüzde 14,2 gibi utanç verici bir oranda temsil ediliyor. (KA.DER)

Bundan böyle kadınların da erkeklerin de seçimi bu utancı giderici yolda olmalı.

Hala öz eleştiri yapmamış "Yetmez ama evet"çiler, siz de artık bir karar verin:

Fettuhlah’çı mı olacaksınız Tayyip’çi mi! İkisinden birine mahkum olmadığımıza inananların karşısına öyle dikilin bundan böyle…