ANORMAL ÜLKE

Türkiye kurulduğundan itibaren demokrasiye doğru “ilerleyen” ama aradan 90 yıl geçmesine karşı bir türlü o hedefe varamayan talihsiz bir ülke konumunda bulunuyor.

Bu yüzden hiçbir şeyi “normal” güzergahta gelişemiyor.

Geçmişi bir kenara ayırarak günümüze kısa bir bakış atınca bile Türkiye’nin “anormal” ülke olduğu kendiliğinden ortaya çıkıyor.

Ülkede bir yönetim mücadelesi var. Eskiden tarafları bunu yalanlıyorlardı. Şimdi saklanamayacak düzeye vardı. Tamam diyorlar, bir mücadele var. Ama sizin sandığınız gibi değil!

Peki nasıl?

Onu biz biliyoruz, zamanı gelince göreceksiniz!

Zamanı gelince bize gösterecekler!!!

***

İktidarda bulunan Adalet ve Kalkınma Partisi AKP ile kısaca “Cemaat” olarak adlandırılan Fetullah Gülen’in önderliğinde büyük bir enerjiyle faaliyet gösteren sayıları ve etki alanları tam olarak saptanamayan örgütlü bir yapı karşı karşıya gelmiş bulunuyorlar.

Bu büyük gücün lideri ABD’de bir sürgün hayatı sürüyor. Türkiye onun için “güvenli” değildi eski dönemde, yurt dışına çıkması gerekiyordu, çıktı!

Ama Gülen’i tehdit eden bütün unsurlar ortadan kalktı. Askerler artık “irtica ile mücadele planları” yapmıyorlar.

Buna rağmen Türkiye Cumhuriyeti “Hocaefendi” için güvenli değil. Ki, ülkesine dönmüyor. Ama etki gücünden hiçbir şey eksik değil. Büyük bir “Hizmet Hareketi” var, lideriyse yurt dışında…

***

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın önümüzdeki seçim kampanyasında en büyük kozu olacak “Kürt Barışı” da bir başka anormalliğe denk düşüyor. Barış PKK hareketi ile yapılıyor. En kritik anlarda PKK Lideri Abdullah Öcalan ortaya çıkıyor, mesajlarıyla süreci yönlendiriyor. Onun bağlayıcılığı konusunda kimsenin kuşkusu bulunmuyor. Eğer Öcalan olmasaydı, çatışmalı dönemin böylesine kontrol altında sürdürülmesi mümkün olmayabilirdi.

Kürt siyasi hareketi üzerinde bu kadar etkin olan lider var. Ama özgür değil. İmralı Adasında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını çekiyor.

Seçmenden en fazla oyu almış bir parti parlamentoda, muhatabı olan Kürt lider hapiste, bir başka güçlü hareket olan Cemaatin lideri ise yabancı ülkede yaşıyor.
Şimdi bu manzaraya bakınca açık olarak görülüyor ki, Türkiye hala aynı yerinde duruyor:

-Anormal ülke!

Şevval Tango Sahnede

Müziğin bütün ana arterlerinde sevgiyle yol alan Şevval Sam, son olarak Tango albümüyle çıktı sevenlerinin karşısına… Kalan Müzik şimdiye kadar Şevval Sam’ın SEK, İki Tek, İstanbul’s Secrets, Karadeniz ve Arabesk albümlerini yayınladı. Tango ise en yenisi…

Önceki gece İstanbul karlar altına girerken İş Sanat’ın 800 koltuklu salonu en arkasına kadar dolmuştu. Şevval Sam bu kez sadece tango söyledi.

Konserine Astor Piazzola’nın Libertango’su ile başladı. Şevval Özgürlük Tangosunu Türkçe sözler yazmıştı. 31 Mayıs’ı 1 Haziran’a (2013)bağlayan gece bu sözleri değiştirmesine sebep olacak gelişmeler yaşanmıştı İstanbul’da… Onu anımsattı, Gezi Direnişine şık bir selam yolladı. Salon mesajı almıştı, konuşmasının yarısında onu alkışlamaya başladı.

Şevval ne okursa okusun mutlaka öteki dillere kayıyordu dili… Bu sefer de öyle oldu.

Önce Lübnanlı bir besteciden Arapça tango söyledi. Sonra Yunan tangosuna “Zümrüdü Anka” başlıklı sözler yazmıştı onu okudu. Sonra bir not düştü:

-Ben başka dillerde şarkılar, türküler okumaya bayılıyorum dedi.

Ve Ermeni tangosunu seslendirerek insanlık ve barış yoluna yeni taşlar döşedi.

Konserini bitirirken de herkesin kolayca anlayabileceği bir mesaj verdi:

-İnsanlar aşklarını, mücadelelerini sanat dönüştürdüklerinde daha yaşanası bir dünya mümkün olabilecek!