AZ ÇOCUK, AZ TÜKETİM, TEMİZ ENERJİ

Boğaziçi Üniversitesi’nin 150. Kuruluş yılı etkinlikleri kapsamında İstanbul’a gelen İklim Stratejileri Araştırmacısı ve Sürdürülebilirlik Uzmanı Jorgen Randers sıraladığı 2052 yılı öngörüleri ile geçen hafta bize alabildiğine karanlık bir tablo çizdi: Sıcaklık 2 derece artacak, deniz seviyesi 50 santim yükselecek, iklim krizleri yaşanacak. Dünya nüfusu 8 milyarın üzerine çıkacak, gelir eşitsizliği ise azalmayacak artacak, daha fazla yoksulluk olacak…

67 yaşındaki Norveçli bilim adamı umutlu mu dünyanın geleceğinden? “Hayır değilim” diyor ve ekliyor: “Çünkü insanlar değişmiyor; dünyanın geleceği, küresel ısınma, sürdürülebilirlik gibi konular, ülkeleri yönetenlerin kararlarının içine giremiyor. Her yıl sera gazı salınımı artıyor… Uzun vadede insanların davranış biçimlerini değiştirebileceklerine ilişkin inancım azaldı”

Zaten 2 hafta önce Varşova’da hiçbir somut karar alınamadan sona eren Birleşmiş Milletler’in İklim Değişimi Toplantısı da bunu doğruluyor.

Randers, 40 yıl önce 1973’de MİT’de bir grup akademisyen ile birlikte Roma Klübü çalışmaları kapsamında yazılan ve büyük ses getiren Büyümenin Sınırları (The limits of Growth) isimli kitabın yazarlarından biri. Kitap dünya nüfusunda sanayileşmede, çevre kirlenmesinde, gıda üretiminde ve doğal kaynakların tüketilmesinde o tarihteki büyüme eğilimi sürdüğü takdirde gezegenin kaynaklarının sınıra dayanacağını söylüyordu. Küresel ısınmaya yol açan sera etkisi o tarihte henüz bilinmiyordu bile. İnsanlara 40 yıl boyunca “sürdürülebilirliliğin” yararlarını anlatmaya çalışan Jorgen Randers başarısız olduğunu görünce taktik değiştirmeye karar vermiş.
“Nasıl bir geleceğin beklediğini önlerine koydum ve karar sizin dedim” diye anlatıyor. Rogers’ın 40 yıl sonra ve yine Roma Klübü adına kaleme aldığı ince titiz araştırmalara dayanarak yazdığı “2052: Gelecek 40 yıl için Küresel Bir Öngörü” kitabı bugüne kadar 100 binden fazla satmış.

“Kısa dönemli politikalar ve demokrasi ile olmuyor” diyen ve maksimum kar olgusu ön planda oldukça bunun süreceğini ifade eden Randers, gelire dayalı büyümeden vazgeçilmesi gerektiğini vurgulayarak “Amaç insanları daha zengin deği,l daha mutlu etmek olmalı” diyor.

Randers’a göre Kapitalizm ve Pazar Ekonomisi ile bu devasa küresel sorun asla çözülemez. “Tabii bu sözler bize bir diktatör gerek anlamına gelmiyor” diyen Randers, Çin’in uyguladığı politikaları günümüz dünyasının en başarılı örneklerinden biri olarak ortaya koyuyor. Zaten Norveçli bilim adamının öngörülerine göre 2052 dünyasının asıl kazananı Çin olacak. Çin’in bugüne kısayla 5 misli daha zengin olacağını söyleyen Randers yenilenebilir enerji için attığı adımlar ve tek çocuk politikası ile Çin Komünist Partisi’nin doğru politikalar uyguladığını belirtiyor.

“Doğru lider lazım” diyen bilim insanı Atatürk’ü örnek göstererek “Atatürk bir ülke inşa etmesini bilen liderdi” diyor.

2052’de diğer ülkeler ne olacak? Örneğin ABD küçülecek; Rusya, Brezilya, Hindistan, Güney Afrika ve Endonezya’nın içinde bulunduğu BRISE diye tanımladığı ülkelerini yanısıra gelişmekte olan 10 ülke ise Çin kadar olmasa da peşinden gidecek… Avrupa ülkeleri aşağı yukarı aynı ivmede devam edecek… Peki ya geriye kalan ülkeler?
Afrika’da bir insanın günlük yevmiyesi, 30 yıl önce 1 dolardı, bugün 2 dolara çıktı. 2052’lerde 4 dolar olacak. Yani açlık, sefalet, göç sorunları her zamankinden fazla olacak.

Aslında Randers’ın nüfus tahminleri diğer öngörülere kıyasla daha düşük. Bunu da kadınların artık fazla çocuk istememelerine bağlıyor. “1970’lerde 4 çocuk doğuyorlardı, 2010’larda 2 çocuğa düştü, 2050’de tek çocuk isteyecekler. Çünkü çocuk yetiştirmek giderek pahalaşacak” diyor.

Randers’ın 2050’lerde daha “yaşanabilir bir dünya” için önerileri ise şöyle:

-Nüfus artışını düşürmek için öncelikle zengin ülkeler 1 çocuk politikası uygulasın.


-Karbon emisyonunu düşürmek için yine önce zengin ülkeler kömür, petrol, gazı yasaklasın. Yoksul ülkelere iklim dostu enerji sistemleri (örneğin rüzgar ve güneş) sağlansın.


-Zengin ülkelerin ekolojik ayak izi azaltılsın… Bu ülkelerde insanlara zorunlu tatil verilsin.

-Dünyanın sorunlarıyla uğraşacak devletler üstü kurumlar oluşturulsun.


-Gelir artışına odaklanmak yerine insanların daha az parayla nasıl mutlu olacaklarına odaklanın.

Not: Mustafa Balbay 4 yıl 277 yıl sonra nihayet özgür. Yağmur, Deniz ve Gülşah Mustafa’larına kavuştu. Şimdi sıra diğerlerinde… Sürdürülebilir bir gelecek için…