BALBAY’DAN ÖZÜR DİLENMELİ Mİ?

Televizyon ekranında Mustafa Balbay’ın görüntülerini izliyorum heyecanla.

Saçlarındaki beyazlara takılıyor gözüm.

Beş yıl önce onlar yoklardı. ( Bu beş yılın özeti konusunda, bütün okurlarıma Çarşamba günü, Hürriyet’in 3.sayfasında, yayınlanan Yılmaz Özdil’in, "Pardon" yazısını salık veririm. Durumu bundan daha iyi özetleyecek hiçbir yazı düşünemiyorum).

Balbay’ın saçlarına bakarken, düşünüyorum:

-Değirmende ağarmadı bu saçlar, boşa geçmedi bu beş yıl.

Boşa yatmadı, Mustafa Balbay, o benzer konumdaki arkadaşları, yoldaşlarıyla birlikte, toplumun teslim olmamışlığının simgesi olarak dimdik durdu.

Hepiniz tanıksınız ki, beş yıl boyunca dimdik durdu.

Sevincimiz şimdi tahliye olması kadar, sürekli dik durmasındandır.

Biliyorum, şimdi herkes tarafından sevgiyle kucaklanan Balbay’ın gönlünün yarısı içeridedir.

Biliyorum, zaman zaman, en heyecanlı, en coşkulu anlarda birden böğrünü bir acı delip geçecek, bakışları dalgınlaşacaktır. Kim bilir belki Fatih Hilmioğlu’nu düşünüyor olacaktır, belki de Tuncay Özkan’ı.

Hepimizin özgürlükleri adına yatan, hepimizin onurunun bekçisi olarak, dik duran Balbay, o zaman kendi adına yatan, onun da onurunun bekçiliğini yapan arkadaşlarını düşünecektir.

***

Mustafa Balbay’ı bütün bir ülkenin bağrına basması, boşuna yatmadığının kanıtıdır.

O önce Silivri sonra Sincan’daki hücresinde sürdürdüğü özgürlük ve demokrasi savaşımını, şimdi halkın vekili olarak artık parlamentoda ve daha önce de olduğu gibi, Cumhuriyet’teki köşesinde sürdürecektir.

Mustafa Balbay’ı tahliye olduktan sonra telefonla arayan Süleyşman Demirel “sizden özür dilenmeli” demiş.

Bu ülkede yönetimden sorumlu olması gerekirken, sorumluluk göstermeyen sorumsuzların yalnız Mustafa Balbay’dan değil, çok ama çok kişiden özür dilemeleri gerekir. Orası yadsınamaz bir gerçektir.

Ne var ki, içtenlikle özür dilense bile, özür giden beş yılı geri getirmeyecektir.

Hele hele, sağlık durumu çok ciddi olan kimi hükümlü ve tutuklular var ki, eğer durum biraz daha böyle devam ederse, özür dilemek istense bile onları bulmak dahi mümkün olmayacaktır.

Mustafa Balbay ise kimseden özür beklemediğini, özgürlüklerin konuşulmasın kendisine yeteceğini söylüyor.

Zaten özür dilemek konumunda olanların dileyecekleri kuru özrün gerçekte bir anlamı olmayacaktır.

***

Özür dilemek konumunda olanlar, aynı zamanda, bu zulmün sona ermesini sağlayacak durumda olanlardır.

Ne var ki, onların içinden nicesi şimdiye dek çok kez, tutukluluk kurumunu infaza dönüştüren uzun zaman içeride tutma uygulamalarına karşın bu durumun değişmesi için kıllarını bile kıpırdatmamışlardır.

Meclis başkanları’nın bakanların, hükümet sözcülerinin bulundukları yerler yakınma makamları değil, yanlışları, hataları düzeltme yerleridir.

Nasıl ki, basın mensubunun işlevi, yönetmek değil, eleştirmek haber vermek ise, yukarıda saydığımız kişilerin işlevleri de, eleştirmek değil, yönetmek yönetirken de, düşülen yanlışları düzeltmektir.

Bunun dışında, hataların düzeltilmesi yanlışların giderilmesi için sahibi bulunduğu erki kullanmayanların, ne yakınmaları, ne özürleri inandırıcı olabilir.

Bunlar sahtekar değillerse eğer, yine de inandırıcı değillerdir.

İnandırıcı değillerdir. Çünkü bize herhangi bir erkin sahibiymiş gibi görünmeye çalışırlarken, “aslında ben de karşıyım ama” derken, aslında şunu söylemektedirler:

-Bakmayın aframıza taframıza, biz de emir kuluyuz, boynumuz kıldan incedir.

Ayrıca özür, bir yanlış bir hata durumunda dilenir, oysa burada hata değil, düpedüz, kasıttır söz konusu olan.